| 05-23-2012, 04:04 PMBolu Foruma Hoşgeldiniz, Ziyaretçi! | |
|
|
|
Bu Makale Admin tarafından yazılmış, 1059 kişi okumuş ve 3 yorum yapılmış. Şu Anda
Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi
|
Yeniçağa ' nın Tanıtmı ( Genel Bakış )
|
|
YENİÇAĞA İLÇESİ'NİN TARİHİ
![]() İlçenin tarihçesi, ilçe merkezine 7 km. uzaklıkta bulunan ve şu anda ilçeye bağlı bir köy olan Eskiçağa'ya dayanmaktadır. Bu köy 700 yıl önce "Çağa" ismiyle Zonguldak yolu üzerinde iki tepe arasında kurulmuştur. 1402 Ankara Savaşı sırasında Yıldırım Beyazıt, Çağa köyünde bir süre kalmış ve bu süre içinde bir hamam, çamaşırhane ve bir camii inşa ettirmiştir. Çağa, büyük bir yerleşim yeri iken 1909 yılında çıkan büyük bir yangın felaketi sonunda tamamen yanmış, yangın sonrası halkın büyük bir bölümü bugünkü yeri olan Göl kıyısındaki Yeniçağa'ya göç etmiştir. Göç olayı Sultan Reşat zamanında gerçekleştiğinden buraya onun adına izafeten Reşadiye adı verilmiştir. 17 Temmuz 1934 yılında Atatürk'ün Bolu'ya giderken mola verdiği Reşadiye'de yöre halkının Çağa'dan geldiğini öğrenmiş, Çağa'ya Eskiçağa, Reşadiye yerleşim merkezine de Yeniçağa denilmesini istemiştir. Aynı tarihte halkın isteği ve Atatürk'ün emirleri üzerine nahiye yapılmıştır. Yörede 1944 depremi sonrası, Eskiçağa halkının büyük bir kesimi yeniden Yeniçağa'ya göç etmiştir. 1934 yılında nahiye olan Yeniçağa'da 1962 yılında belediye kurulmuş 20 Mayıs 1990 tarihinde ilçe olmuştur. Türk Edebiyat tarihinde yer alan ŞAİR DERTLİ Yeniçağalıdır. YENİÇAĞA TARİHİ Genel olarak insanlık tarihi iki kısımda incelenmektedir. 1-Tarihten Önceki Çağlar. 2-Tarih Çağlar. Tarihten Önceki Çağlar(Prehistorya) İlk insanın yaradılışından, yazının icad edildiği zamana kadar geçen süreye bu ad verilir. Bu devir insanlığın en uzun devridir. Böyle olduğu halde bu devirde yaşayan insanlar hakkında bilgilerimiz azdır. Çünkü bu devir insanları, yazı icad edilmediği için, yazılı belge bırakmamışlardır. Biz onların kültür ve medeniyetlerinden bıraktıkları araç-gereçlerden, çanak-çömleklerden kısaca kullandıkları eşyalardan bilgi sahibi oluyoruz. Tarih Çağları Yazının Mezopotamya’da (Genel olarak Irak toprakları) yaşamış olan Sümerler tarafından İÖ. 3. binlerde icad edilmesi ile Tarih Çağları başlar.Yazı buradan tüm dünyaya gelişerek yayılmıştır. İnsanlık tarihi, yazının icadı ile sağlıklı bir şekilde öğrenilebilmektedir. Anadolu’da Tarih Çağları’nda yaşamış olan milletler hakkında biz özellikle yazılı belgeler sayesinde bilgi sahibi oluyoruz. Arkeolojik (Mimari öğeler, taşlar, kaplar, madenler vb.) eserlerde yazı ile öğrendiklerimizi destekliyor. Böylece tarih yazılabiliyor. Çağa ve civarında tarihi çağlardan günümüze kadar şu medeniyetler görülür 1-PROTO-HİTİTLER İÖ. 3000-2000 2-HİTİTLER VE GASSİLER İÖ. 2000-1200 3-FİRİGYALILAR İÖ. 1200-696 4-KİMMERLER İÖ. 676-650 4-LİDYALILAR İÖ.650-546 5-PERSLER İÖ.546-334 6-İSKENDER VE HELENİSTİK DÖNEM İÖ.334-133 7-BİTİNYALILAR İÖ. 327-74 8-ROMA İMPARATORLUĞU İÖ.133-MS.395 9-BİZANS DEVLETİ MS.395-1453 10-SELÇUKLULAR VE ANADOLU SELÇUKLU DEVLETİ1071-1243 11-MOĞOLLAR 1243-1308 12-OSMANLI İMPARATORLUĞU DÖNEMİ 1299-1922 PROTO-HİTİTLER (İÖ. 3000-2000) Anadolu’nun bilinen ilk insanlarındandırlar. Proto-Hitit anlam olarak Hitit öncesi anlamına gelmektedir. Bunlar Anadolu’nun yerli halkı değildir. İÖ. 3000 ile 2000 yıllarında Anadolu’da yaşamışlardır. Asya kökenli oldukları Kurani(Nuh peygamberin oğlu Yasefi soyundan) lerden meydana geldikleri veya Hint-Avrupa kökenli oldukları sanılmaktadır.Proto-Hititler yazıyı kullanmadıkları için haklarında tam bir bilgiye sahip değiliz. Kalıntıları özellikle Alacahöyük(Çorum) ve Kültepe(çorum)de bulunmaktadır. Bolu civarında Proto-Hitit dönemini yansıtan sadece bir yer vardır. Burası eski Orman Mektebi’nin (Bugünkü Turizm ve Otelcilik M.Y.) bulunduğu yerdir. Burası Eski Tunç Çağı’na kadar uzanmaktadır. Burada bulunan höyükte Proto-Hitit dönemini yansıtan çanak-çömlek, obsidyenden yapılmış, ufak el aletleri, idol(küçük heykel) biçimli kaplar bulunmuştur. Burada bulunan kaba “Bolu Kabı” adı verilmiştir. Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenmektedir. Gerede İlçesi’nde Ümitköyü çevresinde de Tunç Çağı (İÖ.3000-1200) dönemine ait yerleşme tespit edilmiştir. C. Burney Gerede Halaşlar civarında Orta ve Geç Bronz çağına (Proto-Hitit Dönemi) ait renkli kapların varlığından söz etmektedir. Çağa civarında arkeolojik araştırmaların tam olarak yapılmamış olması nedeniyle Proto-Hitit dönemi hakkında kesin bir şey söyleyemiyoruz. HİTİTLER VE GASSİLER İÖ. 2000-12000 Hititler, İÖ. 2000’in başlarında Anadolu’da bilinen ilk devleti kuran halktır. İÖ.2000-1200 yılları arasında 800 yıl Anadolu’ya egemen oldular. Kafkaslar üzerinden Anadolu’ya geldikleri ve Hint-Avrupa kökenli bir dil kullandıkları biliniyor. Çivi yazısını kullanmışlardır. Bu yazı günümüzde okunabiliyor. Çivi yazısı ile kil toprağın üzerine yazmışlar sonra toprağı pişirerek dayanıklı hale getirmişlerdir. Bu şekilde hazırlanan yazılı kilden belgelere “tablet” adı verilir. Hitit yerleşim alanlarında bol miktarda tablet bulunmuş ve bunlar okunarak, Hititler hakkında bilgi sahibi olunmuştur. Hititlerin başkenti Çorum-Yozgat arasında bulunan Boğazköy’dür. Hititler buraya “Hattuşaş” derdi. Hititlerin Çağa’da kalıntı ve buluntularına rastlanmamıştır. Bolu’da ise, daha öncede sözü edilen eski Orman Mektebi’ndeki höyükte Hitit ve Firig kapları da bulunmuştur. Hititler döneminde Çağa ve civarında Kassiler adı verilen kavimlerin yaşamış olduklarına inanıyoruz. Hititlerin yerleşim alanı Orta ve Güney Anadolu olmuştur. Bir dönem Anadolu’nun tamamına egemen olmakla beraber Kuzey Anadolu’da tam bir egemenlik kuramamışlardır.Bunu nedeni de Kastamonu,Sinop, Bolu’nun batısında yaşayan savaşçı kavimlerdir. Bu kavimlere Kaşka ve Kassi adı verilirdi. Kuzey Anadolu’da Kaşka, Kassi adı verilen bölgeler ve yine aynı adı taşıyan kavimler vardı. Bunlar Hint-Avrupa dil ailesine mensup bir dil konuşuyorlardı. FİRİGYALILAR (İÖ. 1200-696) İÖ. 1200’lü yılarda Balkanlardan Anadolu’ya gelen ve krallık kuran millettir. Anadolu’ya girdiklerinde Hitit şehirlerine saldırdılar. Şehirleri yakıp yıktılar.Hitit Devleti yıkıldı. Anadolu’ya İÖ.1200 yıllarında gelmelerine rağmen Firigler tarih sahnesine devlet olarak İÖ.700’lü yıllarda çıkmaktadır. İÖ.1200 ile 700 arasındaki tarihlerde Anadolu’da neler olduğunu bilmiyoruz. Bu yüzden bu çağlara Karanlık Çağlar adı verilmiştir. Firigler, Ankara-Polatlı’da Gordion (Yassıhöyük) adı verilen yere başkentlerini kurdular. Firiglerin Bolu’da eserleri daha çok Bolu’nun güneyindeki ilçelerdedir. Orta ve Kuzey Anadolu’nun bir kısmına sahip olmuşlardır. Tarihçiler Bolu’nun doğusunda da Firiglerin yaşadığını kabul ederler. Çağa’da Firig eserleri bulunamamıştır. Savaşçı bir ulus olan Kimmerlerin saldırıları sonunda yıkılmışlardır. KİMMERLER (İÖ.676-650) Kimmerler, Kafkaslar yoluyla Anadolu’ya gelen bir millettir. Türk oldukları sanılmaktadır. Tamamen göçebe olarak yaşamışlar, Anadolu’yu ele geçirmiş olmalarına rağmen bir devlet kuramamışlardır. Kısa bir sürede tarih sahnesinden silinmişlerdir.Frigya Devleti yıkılınca Kimmerler Batı Anadolu’ya Lidyalıların üzerine saldırdılar. Lidyalılar, Asurlularla birleşerek Kimmerleri yendiler ve Kimmerleri Anadolu’nun güneyine sürdüler. Kimmerler, Anadolu’ya geldiklerinde Paplagonia (Kastamonu) civarını üs yapmışlardır. Kimmerler Kastamonu,Gerede ve Çağa civarında bir süre göçebe olarak yaşamışlar, Batı Anadolu’ya akınlar yaparken Gerede,Çağa üzerinden batıya doğru akınlar yapmışlardır.Kimmerler, göçebe olduklarından şehirlerde yaşamamışlar, bugüne eser bırakmamışlardır. LİDYALILAR (İÖ.650-546) Lidya, Batı Anadolu’da Denizli civarında yaşamış olan devletin ismidir. Başkentleri Sardes (Manisa-Salihli yakınlarında) idi. Lidyalılar tarihte ilk parayı kullanan millettir. Nehirlerinden altın aktığı için çok zengindiler. Firigler yıkılınca, Firiglerin egemen olduğu yerlere İÖ.7. yüzyılda Lidyalılar egemen oldular. Bolu ve civarı ile Çağa’da Lidya egemenliğine geçti. Lidyalılara ait eser Çağa’da bulunmamıştır. Lidyalılar, İÖ. 546’da Perslerle yaptıkları savaşı kaybedince yıkıldılar. Anadolu’nun tamamı Perslerin idaresine geçti. PERSLER (İÖ.546-330) İran’da eski çağların en büyük imparatorluklarından birini kurmuş olan millet ve devletin adı. Pers kralı Kurus İÖ. 546’da Lidya kralı Kresüz’ü yenince, tüm Anadolu Perslerin eline geçti. Persler sahip oldukları topraklarda eyalet sistemi getirdiler buna “satraplık” adını verdiler. Tüm topraklarında 23, Anadolu’da 4 satraplık kurdular. Çağa’da bu dört satraplıktan Daskleion Satraplığı’na bağlıydı. Çağa’nın da bağlı olduğu bu satraplık, Pers hazinesine yıllık 360 talant para ve bir miktar hayvan veriyordu. Daha sonra bu satraplık kendi içinde üçe ayrıldı. Çağa-Gerede civarında Pers devrine ait eser, Gerede’de Avşarıevvel Köyü’nde ele geçen arkaik dönem mezar stelidir. Halen İstanbul Arkeoloji Müzelerinde sergilenen süvari tasvirli bu eser İÖ. 5. yüzyıla aittir. Pers dönemini yansıtan Bolu civarındaki tek eserdir. Makedonya kralı İskender İÖ.334’te Asya seferine çıktı. Persler’i yendi ve Pers Devletine son verdi. Afganistan’dan Mısır’a kadar olan toprakları fethetti. İÖ. 323’te genç yaşında öldü ve toprakları generalleri arasında paylaşıldı. İSKENDER VE HELENİSTİK DÖNEM (İÖ. 334-74) ![]() İskender, Asya seferine çıktığında toprakları fethederek ilerledi. Anadolu’da böyle oldu. Fakat İskender Batı Anadolu ve İç Anadolu Bölgesi yolu ile doğuya gittiğinden, Kuzey Anadolu’ya uğramadı.İskender, Persler’i yendiği zaman, Karadeniz Bölgesi’nde İran’a bağlı küçük hükümetler vardı. İskender bunları kaldırmadı. Aynı şekilde kendisine bağladı. Bolu civarı, Gerede-Çağa İskender’e bağlı memleketler arasına girdiği halde, Batı tarafları bağlılığın dışında kaldı. İskender’in genç yaşında fetihlerinden hemen sonra ölmesi ile Bolu ve civarının İskender’e bağlılığı da son bulmuştur.İskender’in batıdan doğuya doğru yaptığı bu seferde batı kültürü ve uygarlığı ile doğu kültür ve uygarlığı birleştirilerek ortaya yeni bir kültür çıkarılmıştır. Bu kültüre Helenistik adı verilir. Yine bu tarihi zamana da Helenistik Devir (İÖ. 334-133) adı verilir. BİTİNYALILAR Bitinyalılar, İÖ. 7. yüzyılda Trakya’dan Küçük Asya’ya (Anadolu) gelerek İstanbul Boğazı’nda Sakarya Irmağı’nın doğusuna ve Batı Karadeniz’den Marmara Denizi’ne kadar uzanan topraklara yerleşen Trakya kökenli bir topluluktur. İÖ. 4. yüzyılda Bitinya prenslerinden Deod Alses, Botiras ve Bas’ın adlarını bilmekteyiz. Bunlardan Botiras’ın oğlu Bas (İÖ. 373-327) İskender’in Hellespontus Firigyası’na satrap olarak atadığı Kalas’ı Bitinya topraklarında yenerek ülkesinin bütünlüğünü korudu. Bas’ın oğlu Zipoites (İÖ. 327-279) Bitinya topraklarının sınırını genişletti. Başkentleri Nikomedia (İzmit) idi.Bitinya sınırları yaklaşık olarak bugünkü; Bursa, İzmit, Sakarya, İstanbul’un Anadolu yakası, Bolu, Bilecik ve Zonguldak’ın bir kısmıdır. Bitinya’nın, Bolu-Gerede-Çağa için iki tarihsel konuda önemi büyüktür. Birincisi; Türklere kadar bu yöreye ve batısına Bitinya (Bithynia) adı verilmiştir.Bu bölgesel bir addır. İkincisi de; Gerede-Çağa bir devlet idaresine açık bir şekilde Bitinyalılar zamanında girmişler. Bu idâri bir addır.Romalılarla son bulur fakat bölgesel ad olarak Bitinya olarak kullanılmaya devam eder. Anadolu’da önce Bergama Krallığı (İÖ.133) ardından da Bitinya krallığı topraklarını (İÖ.74) veraset yoluyla Romalılara bıraktılar. Böylece tüm Anadolu Roma egemenliğine geçti. ROMA İMPARATORLUĞU (İÖ. 133 - MS. 395) Romalılar, Anadolu’ya sahip olduklarında Küçük Asya’da (Anadolu) altı eyalet kurdular.Çağa’nın bağlı olduğu eyalet Bitinya-pontus eyaleti idi. Bu eyalet Pompeus tarafından İÖ.64’te kuruldu. Bitinya valisi İzmit’te oturmaya başladı.Romalılar döneminde Bolu’nun adı Bithynion iken Klaudiopolis olarak değiştirilir. Claudius Roma İmp. 1. Claudius’un (41-54) adıdır. Polis Latince “Şehir” anlamına gelir. Anlamı “Claudius’un Şehri”’dir. Yine bir Roma İmparatoru olan Hadrianus (117-138) zamanında da adı Hadriana olarak anılmıştır. Gerede (Krateia) ise; Romalılar döneminde Flaviopolis adını alır. Bunu nedeni Roma İmparatoru Vespasianus’un şerefine onun hanedanının adı olan Flavius adının Gerede’ye verilmiş olmasıdır. Fakat kısa bir süre sonra tekrar Krateia olarak anılır. Claudius, Vespasianus ve Hadrianus dönemlerinde Bolu-Gerede-Çağa imar edilmiş, güzelleştirilmiştir. Bu dönemde Çağa’nın adı ne idi bilemiyoruz.Bolu,Gerede,Çağa’da Roma İmp.’luğu dönemi Corba, Domitianus, Hadrianus, Iulia Donma, Caracalla, Paula, Severus Alexander, Maxsimus, Philip ve Gallianus’a ait paralara rastlanır.İdare, kültür, din aynı olduğu halde Anadolu’da sadece ismi değişen bir devletin idaresine girdi. Doğu Roma’yı biz Bizans İmparatorluğu olarak biliriz. BİZANS DEVLETİ MS. 395’te Roma İmparatorluğu ikiye ayrıldı. Çağa’da tüm Anadolu ile beraber Doğu Roma yani Bizans toprakları içinde kaldı. Doğu Roma’nın dili Yunanca, mezhebi Ortodoks idi. Bizans İmp. Theodosius (408-450) zamanında Bitinya eyaleti de ikiye ayrıldı. Sakarya’nın doğusunda kalan kısım Doğu Bitinya, Honorius adını aldı. Buranın idare merkezi Bolu oldu. Gerede, Bolu’ya bağlı Bizans şehri oldu. Çağa bu dönemde şehir olacak kadar büyük bir yerleşim alanı değildi. Bizans döneminde, on asrı (bin yıl) geçen süre içinde Klaudiopolis (Bolu) ve çevresi (Gerede,Çağa) Doğu Roma, Herakleios, Suriye Amorin, Makedonya, Dukas, Kommanes, Angelos, Baskeris ve Palaiologos gibi hanedanlar tarafından yönetilmiştir.Bizanslılar döneminde, İranlıların ve Müslüman Arapların Anadolu’ya akınları olmuştur. Bu milletler İstanbul’u (Bizans Devleti’nin Başkenti) fethetmek amacıyla İstanbul’a seferler yapmışlar, bu arada Anadolu’da uğradıkları şehirlere de saldırmışlardır. Bizans İmp. Phocas (602-610) zamanında İran Hükümdarı III. Hüsrev Salsani orduları ile Anadolu’da Kapadokya (İç Anadolu)dan, Paflagonia(Kastamonu civarı)dan Bitinya’ya geçtiler. 609 yılında İstanbul karşısına geldiler. Kullanılan yol Gerede-Çağa-Bolu yoludur. Bizans İmp. Heraclius (610-641) zamanında İran Şahı Hüsrev idi. İranlılar, Galatya(Ankara civarı) ve Bitinya’yı aldılar.Kadiköy’e uzandılar. İstanbul önlerine geldiler. İsaura Sülalesi zamanında, Müslüman Araplar (Emevi ve Abbasiler) Anadolu’da Bitinya, Kapadokya, Paplagonia bölgelerine yayılmışlardı. Yukarıda anlatılan fetih hareketlerinde akınlar Paplagonia (Kastamonu ve civarı) üzerinden yapıldığı için, Gerede-Çağa-Bolu bu akınlara uğramışlardır. Çünkü yol güzergahı Gerede-Çağa-Bolu üzerinden geçiyordu. Bu fetihler kalıcı olmamış, İstanbul’u fethedemeyen ordular geri çekilmişlerdir. İstanbul’u alma onuru Büyük Türk sultanı Fatih Sultan Mehmet’e nasip olmuştur. 1071 Yılında Selçuklu Sultanı Alparslan, (1029-1072) Bizans İmp. Romen Diyojen’i Malazgirt’te yenince Anadolu kapıları Türklere açılmış oldu.Türkler boylar halinde girdikleri Bizans topraklarına yerleşmişler ve yeni yurtlarına kavuşmuşlardır. SELÇUKLULAR VE ANADOLU SELÇUKLU DEVLETİ Selçuklu Devletini, Anadolu Selçuklu, Osmanlı ve Anadolu Beyliklerini kuranlar, Türklerin Oğuz boylarıdır. Orta Asya’dan 10. yüzyılın sonlarında 11. yüzyılın başlarında batıya doğru göç eden Oğuzlar. Bozoklar ve üçoklar diye ikiye ayrılmışlardı. Bu iki kolda 12 boya toplam 24 oğuz boyuna ayrılmışlardır. Bu 24 Oğuz boyu Anadolu’da bugün yaşayan Türklerin atalarıdırlar. Batıya uzanan yol üzerinde yer alması nedeniyle Gerede ve Çağa Türkler tarafından hemen fethedildi. Gerede ve Çağa Oğuz Türkler’ine iskan edilen ve Türkleşen merkezlerden biri oldu. Gerede de Kayı, Kınık ve Afşar Türkleri ufak birer beylik kurdular. 1077 yılında Kutalmış oğlu Süleyman, Anadolu Selçuklu Devleti’ni kurduktan sonra Gerede ve Çağa Anadolu Selçuklu Devleti’nin himayesinde bulunuyordu. Türkler bir ara Bolu’yu da aldılar.Fakat Haçlı Savaşları yapılırken Bitinya Bölgesi’ni Anadolu Selçukluları kaybedince, Bolu toprakları da Bizans’ın eline düştü. Gerede ve Çağa Türklerin elinde kaldı. Gerede, Anadolu Selçuklu Devleti’ni oluşturan 21 eyaletten biri idi. Çağa ya da Caka Bey adında bir Oğuz Bey’i önderliğinde Türkler Çağa Deresi’ne yerleşirler. Burada o zaman Bizanslılar yaşamaktadır. Türklerin Çağa’ya ilk yerleştikleri bu dönem Anadolu Selçuklular zamanına rastlamaktadır. ÇAKA BEY (ÇAKAN BEY Ölümü 1095) Çaka Bey, Anadolu’nun fethinde büyük yararlılıklar göstermiş olan bir Türk Beyidir. Anadolu’da bir çok yeri Bizanslıların elinden alarak Türler’e yeni yerleşim alanları açmıştır. Anadolu’yu Türkleştirenlerin başında gelen bir Türk kahramanıdır. Çağa ve civarıda onun zamanında ve onun tarafından Bizanstan alınmıştır. “Çağa” ismi de Çaka Bey’e izafeten konulmuştur. Çaka Bey, Danişmend Beyliği’nin kurucusu Danişmend Gazi, Turasan Bey ve daha bir çok bey ile Adadolu’ya akınlar yaptılar. Orta Anadolu, Kuzey ve Batı Anadolu’da bir çok yeri Bizanslılardan aldılar. Çaka Bey, bu seferler sırasında Bizanslılarla yaptığı bir savaş esnasında, Bizanslı komutan Kabalika Aleksandr’a esir düştü. (1078) İmparator Nikephoros Botaneiates’in sarayına gönderildi. İmparator ona bir çok hediye, bazı imtiyazlar verdi. Ona “Protonobillissimos” ünvanı verildi. 1078-1081 tarihleri arasında Bizans’ta (İstanbul) esir olarak yaşadı. Grekçeyi ve Bizans adetlerini öğrendi. Bizans İmparatoru Alexsi Komnen zamanında İstanbul’dan kaçtı. İzmir’i fethetti ve beyliğini kurdu. Çaka Bey, Bizans’sı yıkmak için biricik çarenin kuvvetli bir donanmaya sahip olması gerektiğine inanıyordu. Bu yüzden 40 parça savaş gemisi yaptırdı. Bu gemilerle Ege kıyılarına fetihlere başladı. Urla, Foça, Midilli, sakız, Sisam ve Rodos’u aldı. Çaka Bey’in kurduğu beylik güçlendi. Anadolu Selçuklu Sultanı I. Kılıç Arslan’a kızını verdi. Sultan Kılıç Arslan, Bizans İmparatoru Alexsi Komnen’in kışkırtma ve hileleri ile Çaka Bey’in Selçuklu topraklarına saldıracağından korktu.Kılıç Arslan, Kayınbabası Çaka Bey’i yanına davet etti. Ona güzel bir ziyafet verdi. Ziyafet sırasında Çaka Bey’i öldürdü.(1093) Tarihi Çağa yerleşmesini kuran, bu toprakları Bizanlıların elinden alan kişi işte bu Oğuz Türk’ü Çaka Bey’dir. 1074 ile 1078 tarihleri arasında Orta ve Kuzeybatı Anadolu’da fetihler yapan Çaka Bey’in, Çağa’yı bu tarihler arasında aldığını biliyoruz. 1078 tarihinden sonra Bizaslılara esir düşen Çaka Bey, onların elinden 1081 tarihinde kurtulmuş ve İzmir tarafına gitmiştir. Çaka Bey, Çağa ve civarını Bizanlılardan aldıktan sonra buralara Türklerin Oğuz boyları hemen yerleşmişler ve Çağa’yı kurmuşlardır. Çağa adı bu kahraman Türk beyine hatıra olarak buraya konulmuştur. Çaka Bey’in Türklerin Oğuz, Üçoklar, Çavuldur boyundan olduğu sanılmaktadır. Çaka Bey ile buraya gelip yerleşenlerde Türklerin Oğuz boyları idi. Bugün Yeniçağa İlçesi sınırları içinde bulunan tüm köyler bu oğuzların torunlarıdırlar. Çaka Bey’den sonra kurulan ve onun adı verilen yerleşim yeri Çaka kısa sürede gelişti ve büyüdü. Yerleşim yerinin ismi Çaka iken sonradan söyleyişte Çağa’ya dönüşmüştür. ANADOLU’DA MOĞOL İSTİLASI Malazgirt Savaşı’nda sonra Anadolu Türklerin akınlarına uğramıştır. kısa bir sürede Anadolu’nun büyük bir kısmı alınmış, 1077 yılında Kutalmışoğlu Süleyman Şah Anadolu Selçuklu Devletini kurmuştur. Bunda sonra Anadolu Oğuz Türklerinin yeni yurdu olmuştur. Anadolu’nun doğusunda Moğollar güçlenmişler Cengiz Han önderliğinde ülkeler fethetmeye başlamışlardır. Nihayet Anadolu topraklarına gelen Moğollar, bu toprakları da ele geçirmek ister. 1243 Kösedağı Savaşı’nda Moğollar ile Selçuklular savaşmışlar. Selçuklular savaşı kaybetmiş ve Anadolu’da Türklere ait olan yerler Moğol hakimiyetine geçmiştir. Moğollar Anadolu’yu üç bölgeye ayırmışlardır. Gerede ve Çağa bu bölgelerden, Memalik-i Mansure Bölgesi’ne dahil ve bu bölgenin de Elyütaniye ve Elevcat diye ikiye ayrılması ile Elevcet’in yedi beyliğinden birini teşkil etti. Bu zamanda Gerede’de Şahin Bey adında bir beyin Gerede Beyliğinin başında olduğunu ve 5000 atlı askeri olduğunu biliyoruz. BEYLİKLER DÖNEMİ ÇOBANOĞULLARI BEYLİĞİ 1243 Kösedağı Savaşı’nda Moğollar ile Selçukluları yenmişler. Anadolu’da Türklere ait olan yerler Moğol hakimiyetine geçmiştir. Anadolu’da bu döneme Beylikler Dönemi adı verilir. Selçuklu Devleti, Anadolu’daki hakimiyetini kaybetmiş. Yöresel beylikler hakimiyeti ellerine geçirmişlerdir. Bu beyliklerin çoğu Moğollara bağlılıklarını bildirmişlerdir. Çağa ve doğusunda kurulan beylik bu dönemde Çobanoğulları Beyliği’dir. Çobanoğulları Beyliği’nin kunucusu İlhanlıların Anadolu valisi Emir Çobandır. Çobanoğulları beyliğinin sınırları, Muzaffer Yavlak Arslan (1280-1291) Çobanoğulları beyi iken, Nic. Gregoros beyliklere ait verdiği listesinde “Sakarya nehrinden Paflagonya’ya kadar olan coğrafi bölgenin Amurius (Emir Çoban) oğullarının hakimiyetinde olduğu görülmektedir. ” der. Paflagonıa Kastamonu civarıdır. Beylikler Dönemininde, Sakarya Nehri ile Kastamonu arasının Çobanoğullarına ait olduğunu görüyoruz. Çağa’da bu açıklamaya göre Çobanoğulları beyliğine bağlı durumda idi. Çağa’nın, Çaka Bey tarafından alınmasından sonra Türkleştiğini ifade etmiştik. Çağa, Türkler tarafından kurulduktan sonra önce Anadolu Selçuklu Devleti’nin idaresine, Moğol istilasından sonra İlhanlılara bağlı bir beylik olan Çobanoğulları beyliğine, Gerede’de Şahin beyin kurduğu Gerede Beyliği’ne ve ardındanda Candaroğulları Beyliğine bağlanmıştır. CANDAROĞULLARI BEYLİĞİ Beylikler Döneminde Gerede’de Şah Bey adı verilen bir beyin varlığını biliyoruz. Şah Bey, Gerede ve civarında yaklaşık 1322 tarihine ölümüne kadar hüküm sürmüştür. Şah Bey’in Gerede’de 10 yıl civarında hüküm sürdüğü tahmin ediliyor. Bu sürenin dışında kalan zaman diliminde Gerede ve Çağa civarında Candaroğulları’nın egemen olduğunu görüyoruz. Candaroğulları Beyliği, Kastamonu ve civarında kurulan bir beyliktir. 1292-1461 169 yıl müddetle devam etmiştir. Candaroğulları’nın-Osmanlılar gibi Oğuzların Kayı boyundandırlar. Dilleri Türkçe, mezhepleri Sünni-Hanefidir. Candaroğulları Beyliği’nin sınırları genel olarak şu şekildedir: Bugünkü Kastamonu, Sinop, Samsun, Çankırı, Zonguldak illeri ile Çorum ilinin Kızılırmak batısında kalan parçasına yayılmış, hatta Bolu içerilerine kadar girmiştir. Buradanda anlaşıldığı gibi Çağa, Osmanlı Devlet idaresine girene kadar bir dönem Candaroğulları’nın sınırları içinde kalmıştır. Bolu Beylikler Döneminde Bizans Devleti sınırları içinde kalmakta idi. Candaroğulları Beyliği, Şemseddin Yaman Candar tarafından Eflani’de kurulmuştur. Ondan sonra yerine Gazi Sülayman Paşa geçmiştir. Bunun zamanında Kastamonu alınmış beyliğin merkezi burası olmuştur. Gazi Süleyman Paşa, bir yenden Moğollarla iyi ilişkiler kururken, diğer yandan toprakların genişletmeye çalışmıştır. Önce Gerede, ardındanda Bolu üzerine seferler yapmıştır. OSMANLI İMPARATORLUĞU DÖNEMİ Çağa’da Türkler yerleştiğinde Selçuklulara bağlı idiler. Ardından Moğolların idaresine girdiler.Anadolu’da Moğol tehlikesi geçmeye başladığında, Bilecik-Söğüt’te kurulan Osmanlı Beyliği güçlenmeye ve çevresindeki topraklara hakim olmaya başladı. Bolu’nun da bu dönemde Konuralp tarafından 1317-1325 tarihleri arasında alındığı sanılıyor. Bolu’nun doğusundaki yerlerde Konur Alp, Şahin Bey, Hızır Bey, Eflagan Bey tarafından Türk hakimiyetine sokulmuştur. Bolu ve civarının Bizanslılardan alındığı hakkında bilgiler vardır. Fakat Gerede ve Çağa’nın Osmanlılar tarafından savaş yolu ile alındığına dair bir kayıt yoktur. Bunun sebebi olarak burada zaten Müslüman Türklerin olduğu Osmanlıların güçlenmesi ile de onlara kendi rızaları ile katıldıkları gösterilir. Osmanlı idaresi zamanında Yıldırım Beyazıt (1360-1403) 1393 yıllında Mudurnu, Bolu yoluyla Çağa ve Gerede’ye geldi. Çağa’dan Safranbolu önlerine kadar ilerledi ve Candarlıları mağlup etti. Yıldırım Beyazıt Çağa’da bir camii, medrese ve hamam ile Hamzabey Köyü’nde Yayalar Mahallesi’ne bir çeşme yaptırmıştır. Bu eserlerin bir kısmı günümüze dek kalmıştır. Bazı kaynaklarda Yıldırım Beyazıt’ın bu eserleri Ankara Savaşı’na giderken yaptırdığı yazılıdır. Bu doğru değildir. Bu eserler Yıldırım’ın Safranbolu seferinde veya daha önce yapılmıştır. 1402’de Osmanlı Padişahı Yıldırım Beyazıt ile Moğol Hakanı Timur arasında yapılacak olan Ankara Savaşı’na Yıldırım Beyazıt, iki koldan gitmiştir. Bunlardan birisi; İzmit, Bolu, Çağa, Gerede üzerindendir. Bolu, Gerede ve Çağa delikanlılarından da bu savaşa katılanlar olmuştur. Ankara Savaşı 1402’de Ankara’da yapılmıştır. Moğol orduları, Osmanlı ordusunu yenmiştir.Bunun sonucunda da Osmanlı Devleti geçici bir süre dağılmıştır. Ankara Savaşı Müslüman iki ulusun yaptığı, üzücü bir savaştır. Sonuçları da Osmanlı açısında üzücü olmuştur. Bu savaşta yüz binlerce Müslüman ölmüştür. Osmanlı Devleti Fetret Devrine girmiştir. 1402’de Osmanlı ordusu yenilip, Beyazıt’ta esir düşünce bozulup geri kaçan askerler yine aynı yolla Gerede-Çağa-Bolu-İzmit geri dönmüşlerdir. Timur’un Osmanlı askerlerini takip için gönderdiği birlikler Gerede-Çağa-Bolu halkı tarafından etkisiz hale getirilmişler. Timur savaşı kazanınca Yıldırım Beyazıt’ı yanına aldı. Bir süre sonra Yıldırım Beyazıt intihar etti. Timur, Beyazıt’ın oğlu Mustafa Çelebi ile başkenti Semerkant’a döndü. Veliaht Süleyman Çelebi Rumeli’de, İsa Çelebi Balıkesir taraflarında, Çelebi Mehmet Amasya’da hükümdarlıklarını ilân ettiler. Yıldırım Beyazıt’ın oğulları arasında savaş çıktı. Çelebi Mehmet yanında bin kişi ile Çağa üzerinden Amasya’ya giderken, Kastamonu Bey’i İsfendiyar Bey, Çelebi Mehmet’i Amasya tarafına geçirmek istemedi. Yolunu kesebilmek için bin kişilik bir kuvvet ile Kara Yahya’yı Çelebi Mehmet’in üzerine gönderdi. Kara Yahya Ankara ile Bolu arasında Şehzade Mehmet’e karşı durdu. Savaşta Kara Yahya bozguna uğradı. Ağırlıklarıyla beraber Tosya’ya kaçtı. Şehzade Bolu’ya geldi. Şehzade Mehmet Çelebi bu iç çekişmeler döneminde Amasya-Gerede-Çağa ve Bolu’da ikâmet etti. Çağa kısa bir sürede iki Osmanlı sultanını ağırlama şerefine erdi.Bir süre sonra Çelebi Mehmet diğer kardeşlerini alt ederek Osmanlı padişahı oldu. ÇAĞA’DAN GEÇEN PADİŞAHLAR Fatih Sultan Mehmet (1430-1481) Amasra üzerine yürürken İzmit- Sapanca-Akyazı-Bolu-Çağa-Gerede-Bartın yolunu takip ederek Amasra’ya gelmiştir. Amasra’yı alınca yine aynı yolla geri dönmüştür. Fatih Sultan Mehmet bu savaşa giderken Çağa bölgesinden geçişte sık ormanlıklar nedeniyle ulaşımda sıkıntı çektiği rivayet edilir. Anlaşılan eski zamanlarda bu bölgeler sıkı ormanlık imiş. Sultan Süleyman (kanuni) (1494-1566) 16 yaşından sonra Bolu’ya sancak beyi oldu. Daha sonra Kırım’da Kefe’de sancak beyliğine gönderildi.IV. Murat (1612-1640) İran’da Revan’ı fethettikten sonra İstanbul’a Çerkeş, Hamamlı, Gerede, Çağa, Bolu, Dibek Hanı, Mudurnu, Göynük, Taraklı ve Geyve, Sapanca yolu ile dönmüştür. IV. Murat’ın yanında ordusu ve cephanesi de vardı. IV. Murat Gerede ve Bolu’da konaklamış, Çağa’dan durmadan geçmiştir. XVI. yüzyılda Özdemiroğlu Osman Paşa Kırım Seferi’nde Bolu-Gerede-Çağa ve Kastamonu yolunu takip etmiş ve mevsiminde kışa rastlaması sebebiyle büyük zayiat vermiştir. ŞABAN-I VELİ Çağa’ya gelenlerden biriside Şaban-ı Veli’dir. Şaban-ı Veli küçük yaşlarda İstanbul’a giderek tefsie, hadis, fıkıh ilimleri öğrendi. Kastamonu’ya dönerken Bolu’da Hayrettin-i Tokadi Hazretlerinin yanına uğradı. Halveti Tarikatının büyüklerinden olan Hayrettin-i Tokadi, Şaban-ı Veli’yi Kastamonu’ya göndermedi. Şaban-ı Veli, Hayrettin-i Tokadi’ye senelerce hizmet etti. Hocası, 1535(H. 941) de vefatından sonra halife oldu. Şaba-ı Veli Kastamonu’ya giderek halkı irşad etti. Bolu’da Hayrettin-i Tokadi Hazretlerinin yanında yetiştikten sonra Kastamonuya giderken Çağa’ya uğramış. Burada fakir haline acıyıp gel sana at bakıcılığı verelim de güt denilmiş, O da zaten ben insanları güdüyorum” demiştir. EVLİYA ÇELEBİ Osmanlı İmp.luğu döneminde Çağa ile ilgili en geniş bilgiyi Evliya Çelebi’den alıyoruz. Evliya Çelebi 1647 yılında Defterdarzade Mehmet Paşa ile Erzurum seyahatine giderken Çağa hakkında önemli bilgiler verir. Çelebi Çağa için şöyle der: “1057 senesinde Defterderzade Mehmet Paşa ile Erzurum seyahatine giderken ta Tosya’ya varıncaya kadar köy ve kasabalar mufassal yazılmıştır. Buradan Çağa Kasabasına geldik. Çağa Kasabası; yüz elli akçelik kazadır. Kethüda yeri (Devlet adamlarının ve varlıklı kimselerin işlerini gören kimse) yeniçeri serdarı, subaşısı (şehirde inzibat amiri) vardır. Gayet mamur, bağlı bahçeli köyleri vardır. Kasabasında camii, han ve hamamı, mescitleri, küçük çarşısı vardır. Çağa şehri yayı derler bir çeşit yayı olur ki kara ve denizde seyahat eden kimseler kullanırlar, asla başları bir tarafa yalkımaz ve başları birbirine kavuşmaz. Acarlızilisi yani halısı, yer otu olur. Ahalisi Tüktür. Çağa Gölü, dört tarafı 47 pare mamur köylerle müzeyyen bir göldür. Etrafı 11 mildir. İçinde adası yoktur. Derinliği 20 kulaçtır. Suyu tatlı olduğundan ahalisi kenarında sabun sürmeden bir gömleği beyaz gülpenbe gibi yaparlar. Yedi çeşit balığı olur ki her biri beşer onar okka turna, kazayan, yılar, alabalığın çeşidi olur ki asla balık kokusu yoktur. Ağırlık, hararet, kuruluk vermez. Bu balıkların eti gayet kuvvet vericidir. Çünkü bu gölde hasıl olan (yel otu) kökünü yerler. Cenab-ı Bari bu gölde o kadar yel kökü halk eylemiştir ki bütün Çağa ahalisi mevsiminde bunları suda toplayarak iplere dizerler. Başkaca bezirganları vardır. Bütün şehirlere yük yük götürüp ticaret ederler. Gayet faydalıdır. Bir adamın midesi gaz yapsa, hazımsızlığa tutulsa yemekten evvel bu kökten bir miktarı kullanırsa mide ve karnında asla gaz komayıp yemeğe iştaha verir ve göz kuvvetini ziyade eder. Gerçe Osmanlı ülkesinde Azak ve Kanije yel otları meşhurdur ama hiçbirisi bunu tutmaz. Buradan Murtaza Paşa Efendimiz hakiri hediye ile Kastamonu’da Şaban Efendi halifesi İsmail Efendi adli azize gönderdi.” Evliya Çelebi’nin Çağa Gölü hakkındaki yazdıklarını daha önce anlatmıştık.Çelebi, Çağa kasabası hakkında önemi bilgiler verir. Çelebi’nin Çağa’yı ziyaret ettiği tarihte Çağa subaşılıktır. Yani Bolu’ya direk bağlıdır. Nüfusu da oldukça kalabalıktır. Çağa’nın Osmanlı döneminde kalabalık bir yer olduğunu, fakat zamanla gittikçe küçüldüğünü tarihsel gelişimi açısında söyleyebiliriz. Yine Çağa’da dini anlamda da lider vasfında kişilerin varlığını görüyoruz. Çelebi’nin sözünü ettiği Murtaza Paşa hakkında bligiye sahip değiliz. Belki Çağa nahiyesinin idarecilerinden birisi yada dini önderlerindendi. Evliya Çelebi’yi Şaban-ı Veli’nin halifelerinden birisine hediye ile göndermesi, Çağa’da Halveti tarikatı mensuplarının olduğuna delildir. ÇAĞA YANGINI Çağa, Oğuz Türkleri tarafından kurulmuş, gelişmiş, imar edilmiştir. Önceleri büyük bir yerleşim yeri iken sonraları küçülmüş, önemini kaybetmiştir. İlk zamanlarda bir kaza iken, daha sonra bir nahiye olmuştur. Çağa gelişim dönemlerinde Osmanlı coğrafyası içinde Osmanlı kültürünü de yaşamıştır. Çağa’da bunun sonucu olarak idari anlamda kadılık, subaşılık, nahiye müdürlüğü gibi idari örgütler kurulurken dini, sosyal kurumlarda yerini almıştır. Bu kurumlar Medrese, tekkeler, zaviyeler, iptidai mektebi, cami, köprü gibi.. Çağa bu özellikleri ile 1900’lü yılların başına kadar gelmiştir. Ne yazık ki bu tarihlerde Çağa’yı büyük felaketler beklemektedir. Çağa’nın yerleşim alanı dar bir vadi üzerindedir. Buda yerleşimin dar, binaların bitişik olmasını zorunlu kılmıştır. Evlerin bitişik ve ahşaptan olması sonun başlangıcıdır. Çağa üst üste dört yangın geçirir. Bu yangınların sonuncusu hepsinden daha büyük ve şiddetli olur. Yangınlar sonunda Çağa’nın neredeyse tamamı yanıp kül olur. Sadece evler değil, medrese, tekke, okullar, kahvehaneler… Çağa’da yanan sadece binalar değildir. Neredeyse bin yıllık tarih, kültür, medeniyet yanıp kül olmuştur. Çağa’da meydana gelen yangınla ilgili evrakları Osmanlı Devlet Arşivlerinde bulmak mümkündür. Yangın 1327 (1909) tarihinde olmuştur. Bunu Osmanlı Devleti’nin Sadaret Makamına (Bugünkü Başbakanlık) yazılan Osmanlı arşiv belgesinden anlıyoruz. Yangının neden çıktığı belirtilmeyen yazıda, hasar detaylı olarak verilmiştir. Yangının ardından Osmanlı devleti, Çağa’ya gereken yardımları yapmaya çalışır. Acil birtakım kararlar alınır. Tedbirlerden biriside Çağa’nın başka bir yere taşınmasıdır. REŞADİYE’NİN KURULMASI Çağa yerleşimi başka bir yere taşınacaktır. Çağa kasabasının başka bir yere taşınması fikri halk tarafından kabul edilmiş ve yerleşim için en uygun yer aranmıştır. Bu yer Deliler Köyü’ne bağlı Gölağzı (Mumpınarı) olarak tespit edilmiştir.Yer tespiti için yapılan çalışmalar sonucu üç yer gösterilir. Bunlar; 1-Seymenoğlu Değirmeni (Nallar Boğazı) 2-Doğancı Ovası 3-Gölün güneyi, şu anki yerleşim yeri. dir. Sonuç olarak yeni kurulacak yerleşimin Çağa Gölü’nün güneyine Gölağzı (Mumpınarı)na kurulmasına karar verilir. Kurulacak olan yeni yerleşim yeri tespit edilince, buraya bir de isim gerekmektedir. Bu isim tespiti de Çağa halkı tarafından yapılır. Yeni yerleşimin ismi “Reşadiye” olacaktır. Sırası ile Gerede Kazası, Bolu Mutasarrıflığı ve İstanbul’un onayı ile isim kabul edilir. Reşadiye, 1910 ve 1911 yıllarında imar çalışmalarına sahne olur. Cami ve çeşme ile Okul yapılır. Çağa’dan halk yeni yerleşime göç etmeye başlar. Reşadiye’nin kuruluş tarihi, ilk binaların inşa tarihi olan 1910 olarak kabul edilebilir. ATATÜRK’ÜN REŞADİYE’Yİ ZİYARETİ Reşadiye gün geçtikçe büyümüştür. Ankara-İstanbul karayolunun Reşadiye’nin içinden geçmesi, (şimdiki Sultan Reşad Caddesi) nedeniyle ekonomi gelişmiş, Çağa dışında diğer köylerden de göç almaya başlamıştır. 17 Temmuz 1934’de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, Ankara’dan Bolu’ya giderken önce Gerede sonrada Reşadiye’ye geldi. . Reşadiye halkı Atatürk ve yanındakileri karakolun karşısında coşkun bir sevinçle karşıladılar. Yollara halılar serilmişti. Atatürk ve yanındakiler arabalardan indiler. Reşadiye İlkokulu’ndan iki kız öğrenci etrafı çiçeklerle süslenmiş Atatürk resmini ona doğru giderek verdiler. Atatürk onları sevdi, okşadı. Reşadiye İlkokulu öğrencileri öğretmenlerinin işaretiyle şu şarkıyı seslendirdiler: Hoş geldin Büyük Gazi hoş geldin Seni biz candan severiz Seni biz candan severiz Sana feda canımız Sana feda canımız Bize bir yeni vatan verdin tarihleri doldurdu Hep sonsuz inkılâpların. Konuklar millet bahçesine davet edildiler. Reşadiye’nin ileri gelenleri ile Atatürk arasında şu konuşmalar geçti: -Siz buraya nereden geldiniz? -Çağa’dan Paşam. Çağa’da birkaç yangın oldu 1910’daki büyük yangından sonra tamamen buraya yerleştik. -Tamam. O zaman Çağa yanmış. Orası Eskiçağa, burası yeni kurulduğu için Yeniçağa. Burası bundan sonra Yeniçağa olarak anılsın. -Nahiye olmak istiyoruz paşam. -Tamam dileğinizi yerine getireceğim. Bir daha ki gelişimde burayı nahiye olarak görmek istiyorum. Hayırlı uğurlu olsun. -Şağ olun, var olun paşam. -Çok güzel bir memleketiniz var. Daha önce görmüş olsaydım belki payitahtı buraya kurdururdum. Atatürk daha sonra buradan hareketle yanındakilerle beraber Bolu’ya gider. Reşadiye halkı nahiye olmanın da sevinci ile Atatürk’ü uğurlar. 1934’de Dahiliye Vekaleti’nin (içişleri Bakanlığı) kararı ile Reşadiye adı “Yeniçağa” olarak değişir. Çağa Köyü de Eskiçağa olacaktır. ÇAĞA’NIN GEÇİRDİĞİ İDARİ EVRELER Osmanlı İmparatorluğu döneminde Çağa’nın geçirdiği idari evreler şöyledir. 1-Kütahya Eyaleti, Bolu Sancağı, Çağa Nahiyesi (1395-1692) 2-Bolu Voyvodalığı’na bağlı Subaşılık. (1692-1812) 3-Bolu-Viranşehir Sancağı’na bağlı 19 kazadan birisi Çağa’dır. (1812-1864) Osmanlı padişahı Abdülaziz (1830-1876) döneminde 1864 yılında “Vilayet Nizamnamesi” yürürlüğe konuldu. Buna göre, Osmanlı İmparatorluğu’nun mülki yapısında bu tarihe kadar devam etmiş olan eyalet, sancak, kaza yerine yenileri kabul edildi. Vilayet, mutasarrıflık, kaza ve nahiye yapısı uygulamaya sokuldu. 4-Kastamonu Vilayeti, Bolu Mutasarrıflığının 31 kazasından biri de Çağa idi. 5-1870-1871-1872-1873 yıllarında bu kaza sayısının beşe indiği Çağa’nın bu kazalar arasında yer almadığını görüyoruz. 6-1878 Devlet Salnamesine göre, Kastamonu Vilayeti, Bolu Sancağı’nın, Gerede Kazası’nın nahiyesidir. 7-1890 Devlet Salnamesi’ne göre de; Bolu Mutasarrıflığı, Gerede kaza, Çağa Gerede’nin nahiyesidir. 8-1908-1916 yılları arasında Bolu vilayet, Gerede kaza, Çağa nahiyedir. E. ŞAİR DERTLİ (1772-1845) Dertli, 19.yy.’ın ön sırada gelen saz şairlerindendir. 1772 yılında Çağa’nın Şahnalar Köyü’nde doğmuştur. Asıl adı İbrahim’dir. Kara Hüseyin Oğullarından Bayraktar Ali Ağa’nın oğludur. Çocukluğunda köyünde sığır çobanlığı yapmıştır. Dertli, babasının ölümünden sonra tarlalarını işleyerek geçimin sağlamaya çalıştı. Dertli’nin arazisinin dört hisseye taksim edildiğide söylenir. Fakat Çağa Nahiyesi ayanı tarlalarını elinden almıştır. Dertli sazını da alarak Çağa’yı terk etti. Dörtdivan’ın Deveciler Köyü’ndeki akrabası Ömer Ağa’nın hizmetinde çalışmaya başlamıştır. Fakat burada rahat edememiş, gördüğü bir hakaretten üzülerek, kimseye haber vermeden ayrılmışve İstanbul’a gitmiştir. Tutunamadığı için Anadolu’da şehir şehir dolaştı. Konya’da üç yıl bir kahvede çıraklık etti. Halep, şam ve Mısır’a gitti. Mısır’da on sene kaldı. Âşıklardan saz çalmayı şiir söylemeyi öğrendi. “Lütfi” takma adını bu sırada aldı. Uzun süren seyahatten sonra, elinde bir saz, başında beyaz bir sikke olarak memleketine dönen Dertli, o zaman evlendi. Ömer ve Seyit Ali adında iki oğlu oldu. Dertli’nin Mısırdan Arnavuk asıllı kardeşliği İsmail ile döndüğü ve topraklarının bir kısmın bu İsmail’e bıraktığı yazılır. Dertli başkalarına toprak verecek kadar varlıklı ise neden geçimini temin edemedi ve yollara düştü. Yok toprağını devrin ayanının zulmünden süremedi ise, Dertli’nin vakti zamanında süremediği toprakları, Çağalı bile olmayan bir Arnavut hangi cesaret ile sürdü. Dertli’nin Mısırdan bir Arnavut ile geldiği haberi ne kadar sağlıklıdır, okuyucuya bırakıyorum. İstanbul’a gitti. Tavuk pazarında semai kahvelerinden birinde bir muammayı (Bilmeceyi) çözdü. Sultan II. Mahmut’a (1784-1839) kıyafet inkılâbından dolayı kaside yazdı.Bu kaside fes giyilmesi üzerinedir. “Al renkler bahşeder ruhsare-i hübana fes, Benzemez mi şah-ı gülde gonce-i handana fes.” Anlamı: Güzellerin yüzüne fes güzellik katar. Gül dalında gülümseyen goncaya benzemez mi? Bundan dolayı Sultan II. Mahmut onu huzuruna kabul eder. Topraklarını elinden zorla alan Çağa ayanı yerine Çağa’ya ayan yapar.(1827) Dertli, devlete ait vergilerin tamamını toplayamaz. Bu yanlış anlaşılarak, vergileri zimmetine geçirdiği söylentileri üzerine Bolu Defterdarı Hüsnü Efendi tarafından görevden alınır. Ayanlığı döneminde “Dertli Bakayası” adı ile bir vergi çıkardı. 1891 yılına kadar bu vergi halktan toplandı. Bu vergi 2. Abdülhamid Han tarafından kaldırılmıştır. COĞRAFİ YAPISI Yeniçağa, Türkiye’nin Batı Karadeniz Bölgesi’nde yer alan Bolu ilinin ilçesidir. 40 derece 29 dakika ve 32 derece 37 dakika doğu boylamlarıyla, 40 Derece 15 dakika ve 41 derece 05 dakika kuzey enlemleri arasında yer alır. Başkent Ankara’ya 150 km.-İstanbul’a 305 km. mesafededir. D100 Karayolu ilçe merkezinden, TEM Otoyolu güney bitişiğinden geçer. Batısında yer alan Bolu ili 37 km. mesafededir. Kuzeyinde Mengen İlçesi 23 km., doğusunda Gerede İlçesi 15 km., güneyinde bulunan Dörtdivan İlçesi 9 km. Göynük İlçesi 137, Kıbrıscık İlçesi 1000 km., Mudurnu İlçesi 89 km., Seben İlçesi 89 km. uzaklıktadır. Yeniçağa İlçesi, küçük bir ovanın içinde,Yeniçağa Gölü ile yan yanadır. Bolu Ovası’ndan doğuya doğru 50-60 metrelik bir yükselti eşiği ile Yeniçağa Ovası’na geçilir. Buradan da bir yükselti ile Gerede ve Dörtdivan ovalarına çıkılır. Bolu Ovası’nda Yeniçağa’ya, oradan da Gerede ve Dörtdivan’a yükseklik basamak basamak artar. Yeniçağa ve Gerede sahalarının doğuya doğru yükselen basamakları volkanik bir kompartuman ve bir fay sahası olup birinci dereceden deprem kuşağı içindedir. Yeniçağa ovası Kuzey Anadolu fay kuşağının etkisiyle oluşmuş bir çukurluğun, sonradan alivyonlarla dolması sonucu oluşmuş küçük bir düzlüktür. Üçgen biçimli bu düzlüğün genişliği yaklaşık 25 km² kadardır; bu alanın 2,6 km²’sini Yeniçağa Gölü, buna yakın bir bölümünü de Yeniçağa Gölü’nün oluşturduğu turbalık kapatmaktadır. Ovanın rakımı ortalama 1000 m. Civarındadır. Yeniçağa İlçesi’nin alanı 225 km2dir. İlçenin 16 köyü, bir merkez belediyesi, üç mahallesi vardır. Yeniçağa Gölü 286 hektardır. Gölün deniz seviyesinden yüksekliği 989 metredir. Yeniçağa Ovası’nın deniz seviyesinden yüksekliği ise 990 metredir. İlçenin en yüksek yeri 1150 metre ile Kocabaş Dağı’dır. Yeniçağa Ovası’nın güneyinde Kocabaş Dağı başlar. Bu yükselti aynı zamanda Yeniçağa’dan Dörtdivan’a çıkışı sağlar. Kuzeydoğusunda Arkot Dağı’nın uzantısı vardır.Kuzeyde ise Eyli, Göncek ve Ericek bulunur. Yeniçağa Ovası, kuzey ve güneydeki yükseltilerin arasında bir düzlük olarak yer alır. Yeniçağa Ovası’nı çevreleyen dağlık alanın geçmişte ormanlarla kaplı olduğuna şüphe yoktur. Fatih Sultan Mehmet’in Amasra’yı fethe giderken gür ormanlar nedeni ile bu bölgede zor ulaşım sağladığı anlatılır. TORF TOPRAĞI Saksılı süs bitkileri yetiştiriciliğinde çok değerli bir materyaldir. Torf nemli ve çok yağış alan yaz sıcaklarının düşük olduğu yörelerde bataklık ve benzeri su altındaki arazilerde yetişen bitkilerin kısmen çürümesi ve kalın yataklar meydana getirmesi sonucu oluşur. Asit reaksiyonludur. Ph'sı 3.5-4.5 tur. Azot dışında besin maddelerince fakirdir. Su tutma kapasitesi çok yüksektir. Nispeten sterildir. TORF TOPRAĞININ KULLANILDIĞI YERLER Seracılıkta, çiçekçilikte( saksı ve kesme ) çim yetiştiriciliğinde yaygın olarak torf toprağı kullanılır. Mantar yetiştirirken örtü toprağı olarak torf (turba) adı verilen esmer veya koyu kahve renginde, göl kenarında çıkartılan % 80 oranında organik madde, % 20 ince kum ihtiva eden bu toprak kullanılır. Örtü Altı Yetiştiriciliğinde Malçlama malzemesi olarak kullanılır. Malçlama nedir? Genel anlamda malçlama; bitkilerin daha iyi bir gelişme gösterebilmeleri için toprağın fiziksel özelliklerini ( Sıcaklık, rutubet vs.) arttırmak, kaliteli, erkenci ve bol ürün almak amacıyla toprak yüzeyinin ince bir tabakayla kaplanmasına denir. Malç materyalleri olarak çam pürü, bitki sapları, saman balyaları, torf, çiftlik gübresi, kağıt benzeri gibi organik maddelerle değişik renk ve kalınlıktaki plastikler (Polietilen) , aliminyum levha ve folyeler, perlit gibi inorganik maddeler malç materyali olarak kullanılır. Eğir kökü(Acorus calamus) Yöresel adları Hazanbel, azak eğeri, sarısüsen Bitki özellikleri: 1 metreye kadar yükselen, çok yıllık, otsu bir bitkidir. 2 cm kalınlığa ulaşan çatallı kökten, ince kılıçları andıran uzunlukta yapraklar ve onlara benzeyen çiçek sapı yükselir. Bu sapın ortasından, mısır koçanını andıran, 5-8 cm uzunluğunda bir çiçek koçanı çıkarak, haziran-temmuz aylarında çiçeklenir. Bataklık veya çok nemli bölgeleri seçer. Anadoluda, Sapanca, YENİÇAĞA ve Beyşehir Göllerinin kıyılarında yaygındır. Bileşim Başlıcaları, isoasaron içerikli uçucu yağ, acı maddeler ve az miktarda tanen. Öteki yan maddeler ise, vitaminler, mineraller, nişasta ve albümin. Toplama ve hazırlama Drog olarak kullanılan kökler ilkbahar veya sonbaharda sökülür. Bol suda fırçalanarak temizlendikten sonra, 10-20 cm uzunluğunda parçalara bölünür. Kalın bölümler uzunlamasına ikiye ayrılır ve gölgede kurumaya bırakılır. Eğir kökü genellikle içten kullanılacağına göre, zar kabukların kurumadan önce soyulması doğru olur. Aksi halde sağlığa zararlı olabilir. Kullanılmaya hazırlanması için, kuruduktan sonra ince kıyılması ve hava almayan kaplarda saklanması gerekir. Kullanım alanları ve biçimleri Acı madde droglarından olduğu için, öncelikle sindirim sistemini güçlendirici ve mide asitlerini yatıştırıcı olarak kullanılmalıdır. İştah açıcı ve yatıştırıcıdır da. Vejetatif sinir sistemi kaynaklı mide ve bağırsak rahatsızlıklarına karşı çok etkilidir. Burada, her zaman iştahsız, genelde acıkmadan masaya oturan, zayıf, mideleri duyarlı, asabi, yemeklerden sonra şişkinlik ve gazdan yakınan, genellikle kabızlık çeken kişilerin anlaşılması gerekir. Genelde organik bir rahatsızlıkları olmayan bu tür kişiler için uygulanan bir eğir kökü kürü çok olumlu sonuçlar verir. Günde 2-3 bardak ılık çay ısrarla ve aralıksız içilecek olursa, 8-10 gün içinde tüm şikayetler son bulacaktır. Çay kürünün yanı sıra eğir katkılı banyolar alınması, tedaviyi desteklemek açısından çok önemlidir. Elleri ve ayakları bir türlü ısınmayan kişiler, el ve ayak banyolarını denemelidirler. Bitki çayı, bağırsak tüberkülozu ve bağırsak kanserinde de, doktor onayı alınmak kaydıyla, ama geç kalınmadan denenmelidir. Eğir kökü çayı 1-2 çay kaşığı ince kıyılmış kök, 1 bardak kaynar suyla haşlanır, 15 dakika demlendikten sonra süzülür. Tatlandırılmadan, ılıkken, küçük yudumlarla içilmelidir. Ayrıca, aynı miktar kök, 1 bardak suda 2-3 saat bekletildikten sonra kaynama derecesine kadar ısıtılıp, ılıklaşınca süzülüp de içilebilir. Eğir kökü banyosu: 100-150 gr kabuğu soyulmamış, ince kıyılmış kök, 2 litre soğuk suda 7-8 saat bekletildikten sonra kaynama derecesine kadar ısıtılır, süzülür ve banyo suyuna eklenir. Banyo süresi 15-20 dakikayı geçmemelidir. El ve ayak banyoları için 20-30 gr kök yeterlidir. Yan etkiler Tüm iyi özelliklerine karşın, eğir çayının uzun süre aralıksız kullanılmaması gerekir. Hamilielikte kullanılmaz. TURİZM Yeniçağa Gölü ve Kuş Cenneti Mesireliği ![]() Yeniçağa ovasının ortasında 2780 dekarlık bir alanı kaplayan Yeniçağa Gölü mevcuttur. İçinde onlarca çeşit balığı ve etrafında yüzlerce çeşit kuşu barındıran Yeniçağa gölünün etrafı tam bir dinlence yeridir.Birbirinden güzel yüzlerce kuş sesinin içinde güneşin batışını izlemek için Yeniçağa’ ya gelmek ve bu güzel atmosferi mutlaka yaşamak gerekir. Göl Çevre ve Orman Bakanlığı Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından uluslar arası Ramsar kapsamına alınmış ve korunması gereken sulak alan ilan edilmiştir. Kuşlar tarafından cennete çevrilen Yeniçağa gölü etrafında son bir iki yıldır yapılan yoğun çalışmalar devam etmektedir. Halkın Kuş Cenneti olarak tanımladığı bu güzel yer, Türkiye’ nin de resmi , sayılı Kuş Cennetlerinden birisi olacaktır. Eskiçağa Yıldırım Cami İlçenin ilk yerleşim yeri olan Eskiçağa köyünde yer alır. 14.yüzyılda Yıldırım Beyazıt döneminde yapılmıştır. Dikdörtgen planlı basit bir yapıdır.Tahrip olan yerleri zamanla tarihi yapısı korunarak yenilenmiştir. İçinde geniş ve şahnişli mahfil vardır. İç süslemeleri dikkat çekicidir. Eskiçağa Türbesi İlçenin ilk yerleşim yeri olan Eskiçağa köyünde bulunan türbe Yıldırım Caminin doğusunda kare planlı bir yapıdır. Osmanlı türk mimarisinin özgün bir örneğini temsil eder. Yapı bilinçsiz restore çalışmaları ve define avcılarının kötü emellerine yenik düşmüştür. Eskiçağa Hamamı Yıldırım Beyazıt zamanında yaptırılan hamam köyün kuzeybatısındadır. Süslü ve oldukça büyük bir hamamdır. Soğukluğa batı tarafından bir kapıdan girilir.Takriben 4*4 ebadında olan bu alanın kubbesi dört iri köşe bademi ve yan göğüslemelerle kurulan bir tertibe oturmaktadır. Ilıklık normaldir. Bir tam bir yarım kubbe ile örtülüdür. Ilıklıktan büyük halvete geçilir. Kurnaların bir kısmında Bizanten ayna taşları bulunmaktadır. Dikdörtgen plan üzerine çatısı kubbeli tarzda inşa edilmiştir. Duvarlar moloz taştan yapılmış hiç hatıl yoktur. Üstü kiremitle örtülüdür.Yapılan araştırmalarda hamamın iç duvarlarının arasından döşenen bir sistemle hamamın ılıklık bölümü ile sıcak olan iç mekan bölümlerinin bugünkü kalorifer sisteminin çok güzel bir uygulaması olduğu görülmüştür. Eroğlu Türbesi Saray köyünde basit bir türbe şeklinde inşa olmuştur. Burada yatan kişiler Anadolu’ya gelen gönül erlerine aittir.2 erkek 1 kadın yatmaktadır. Yeniçağa Hamamı Sultan Reşad zamanında yapılan Hamam tarihin bütün özellikleri korunarak Belediye tarafından restore edilmiştir. Muhteşem tarihi güzelliği, Saunası ve son derece hijyenik şartları ile hizmet sunan Yeniçağa Hamamında bir mola vermeden yolunuza devam etmeyin. Yaylalar İlçenin arazi yapısı doğal zenginlikleri bakir doğasının insanlığa sunduğu önemli özelliklerden biriside yayla turizmidir.Orman içinde yer alan meşhur yaylalar tam bir doğa harikasıdır. Etrafları tamamen Çam ve köknar ormanları ile çevrili geniş ve düz alana kurulan yaylalarda soğuk su bulunmaktadır.Gölbaşı,Eskiçağa,Adaköy,Çamlık, Sarayköy,Şahnalar,Hamzabey ,Kuldan köyü yaylaları piknik yapma açısından son derece uygundur. Şair Dertli Anıt Mezarı Asıl adı İbrahim olan ve gençlik yıllarında Lütfi mahlasını kullanan ‘Dertli ‘ Şahnalar köyünde doğmuştur.Halk ozanı olan Dertlinin mezarı Şahnalar köyüne nazır D-100 karayolu üzerinde Şair Dertli dinlenme tesisleri yanında bulunmaktadır. ULAŞIM Yeniçağa’ ya ilk kez geliyorsanız, hangi kapıyı çalarsanız çalın son derece konukseverlikle karşılanır ve ağırlanırsınız. İlçe Kaymakamlığı, Belediye Başkanlığı dışardan gelen misafirlere yol göstermekte ve Yeniçağa’nın konukseverliğine örnek olmaktadır. İlçede iki otel ve bir öğretmenevi mevcuttur. Yeniçağa Gölü kenarında Bungolov evlerin yapımına başlanmış fakat bazı nedenlerden dolayı yarım kalmıştır. Yeniçağa gölü kenarında çadır kurmak için uygun kamp yeri mevcuttur.Bisiklet binmek için son derece uygun alanlar vardır. Şahin Otel Tel: 0 (374) 341 42 94 Nalçacı Otel Tel:0 (374) 341 40 29 Öğretmenevi : 0 (374) 341 47 07 Belediye Başkanlığı: 0 (374) 341 45 06-341 40 02 NE YENİLİR Höşmerim, Yaprak sarma ,Yayla çorbası, Kaymak ,Sütlaç, Peksimet, Bazlamaç, Mantı,Erişte, Tarhana, Ovmaç, Nişasta ilçenin yöresel yemekleridir.;Fakat bunların yenilebileceği yöresel yemekler yapan bir lokanta mevcut değildir. İlçede lokantalar, pide salonları ve fast food yiyecekler yapan çay bahçesi mevcuttur. Eğer mangalınız arabanızdaysa, Kuş Cenneti kenarında mangal yapmanın tadı başkadır.Ya da avlanmanın yasak olmadığı bir sezonsa gölden tutacağınız lezzetli balıkları yine gölün kenarında yemenin tadına doyum olmaz.Eskiçağa köyü kahvesinde odun ateşinde çay içmekte gezinizin programında mutlaka olmalı. YANINIZDA OLMASI GEREKENLER 1-Batı Karadeniz kuşağında olan Yeniçağa ‘ya gelirken her mevsimde üzerinize hırka almayı unutmayın. 2-Yeniçağa gölüne yansıyan gün doğumunun ve güneşin batışının muhteşem güzelliğini anılarınızın silinmeyen sayfalarına yerleştirmek istiyorsanız fotoğraf makinenizi çantanıza koymayı unutmayın. Sevdiklerinize Yeniçağa’ dan götürebileceğiniz bir Yeniçağa Kolonyosu, Yeniçağa Maden Suyu, Yeniçağa Gölü Balığı , alamadıysanız Yeniçağa’ nın kışın dondurucu soğuğunda bile içinizi ısıtan yürekli insanlarının tebessümünden bir selam götürebilirsiniz. |
|
|
|
|
« Önceki Konu | Sonraki Konu » |
((¯`»Yeniçağa ' nın Tanıtmı ( Genel Bakış )«´¯)) |
|


Yeniçağa ' nın Tanıtmı ( Genel Bakış )
![[Resim: yenicaga001k3279d0hz7.png]](http://img206.imageshack.us/img206/2876/yenicaga001k3279d0hz7.png)
![[Resim: yenicaga005k328dc5ef0.png]](http://img338.imageshack.us/img338/8297/yenicaga005k328dc5ef0.png)
![[Resim: yenicaga004k32bcc5vf9.png]](http://img386.imageshack.us/img386/5011/yenicaga004k32bcc5vf9.png)





