| 05-23-2012, 08:29 AMBolu Foruma Hoşgeldiniz, Ziyaretçi! | |
|
|
|
Bu Makale Bilal Yalan tarafından yazılmış, 220 kişi okumuş ve 13 yorum yapılmış. Şu Anda
Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi
|
Köroğlu İle İlgili Küçük Bir Değerlendirme
|
|
Konu Tarihi: 08-15-2007 12:05 AM
Köroğlu araştırmacılar tarafından sadece, Bolu - Düzce dolaylarında devlete karşı baş kaldıran bir eşkıya olarak tanımlanıyor. Bu Osmanlı dönemine ait bir tanımlama. Osmanlı döneminde, Köroğlu ismiyle devlete karşı başkaldıran eşkıyalar ise bir tane değil, yüzlercedir. Bu eşkıyalar benim konumun dışında olduğundan onları tek tek ele almak istemiyorum.
Köroğlu hakkında pek çok yazı bulabilirsiniz. Çok sayıda kitap da yayınlandı. Kimi belgelerin de eklenip tezlerinin güçlendirildiği bu çalışmalarda, genellikle, Köroğlu'nun eşkıyalığı allandırılıp pullandırılıyor ve varsıldan yoksula yardım amacıyla soygun ve talan yaptığı öne sürülerek, soygunları vurgunları yasal hale getiriliyor. Her yönetim kendisine karşı çıkanları bu konum içinde değerlendirir. Ona göre de yasal işlemler yürütür. Buraya kadar yazılanlar bilinen gerçeklerdir. Ya bilinmeyen gerçekler nelerdir? Köroğlu'nun Robin Hood'a benzetilmesi. Bolulu (Düzceli) Köroğlu, Osmanlı ordusunda görev almış bir akıncı beyiydi. Markoçoğlu, (Yılanoğlu), Turanoğlu, Çopuroğlu gibi... Bu isimlerin hepsinin yönetimle çelişkisi başlayınca isyan ettikleri de bilinmektedir. Ya Robin Hood İngiliz ordusunda görevli birisi miydi acaba? Bunlar işin bir başka yanı... Benim bildiğim KÖROĞLU ise, bir destan kahramanıdır. Öyle içkiye falan düşkünlüğü de yoktur. Kadına düşkünlüğü ise, halk yazını içinde yer alan bir sistemle yürütülmüştür. Aras'ın üç sihirli köpüğünü içen, ölümsüzlük mertebesine ulaşan bir halk (destan) kahramanıdır. Köroğlu destanlarını dinlediyseniz: Ömründe ekili tarlaya basmayan birisi. Koçaklığından daha önemlisi dervişliği ön planda olan birisi. Ab-ı hayattan içtiğine ve kırklara karıştığına inanılır. Evlilik bakımından, çok evlilik denen olgudan nasibini almış: İki evlilik yaptığını söylüyor destanlar. Birinci karısı Niğar Han, ikinci karısı Mömüne (Döne) Sultan. Bu olayı Köroğlu Güzellemesi şöyle anlatır: Han Niğar'ım benden yüzün çevirme Bir yiğide iki güzel çok mudur Beni görüp başın yere eğdirme Bir yiğide iki güzel çok mudur Köroğlu'nun üç oğlundan söz edilir: Aslan Bey, Acemoğlu, Dağıstanlı Hasan. Bazı anlatıcılar Dağıstanlı Hasan'ı Aslanbey olarak veriyorlar. Ayvaz ise üvey oğludur. Bazı anlatımlara göre Köroğlu'nun iyi bir katibe ihtiyacı olduğu için Ayvaz'ı yanına alır. Adı Han Ayvaz olarak bilinir. Hanlık unvanı olan bir kişidir... KÖROĞLU'NUN SONU Köroğlu'nun sonu ise: Köroğlu ölmemiştir, kırklara karışmıştır. Bilinen kırk makamı vardır. Sonuncu makamı ise, kırklar makamıdır. Bizim bildiğimiz, bu Köroğlu onların anlattığı Köroğlu değildir. Her seferinde yazıyoruz, ayrılması gerekiyor. Bizim Köroğlu destan kahramanıdır. Sultan Köroğlu'dur. 15 yaşında sultan olmuştur. Yaylası ise, Okçuoğlu Yaylası'dır. Bu yaylanın hemen yanında Köroğlu Dağı vardır. Biraz ileride ise, koca bir Köroğlu Orman Bölgesi vardır. Tüm coğrafi kayıtlarda yazılıdır. Kalesi, Göle'nin yakınlarında Kür vadisinde bulunur. Adı ise SEVİMLİ VEL kalesidir. Bu kaleyi uzun zaman mesken tutan Köroğlu, daha sonra, bugünkü Iğdır şehrinin kalesine çekilir. Çünkü Döne Sultan bu kalenin beyinin kızıdır. Onunla evlenince o bölgeyi mesken tutar. Sonu da bu kalede olur ve orda ölür. Mezarı da bu kalenin içindedir. Bu konuda yazacaklarım şimdilik bu kadardır. Ben Köroğlu'nun yedi ana kolunu ve ölümünden sonra delilerinin oluşturduğu 24 kolu hakkında bilgilere sahibim. İlle de ille bizim Köroğlu eşkıya olacak! On yaşındaki Ayvaz'ı dağa kaldıracak, çocuk yaşta biriyle aşk ilişkisi kuracak ki, bugünkü deyimle sapık ilişkilerin içinde olacak! Kaynaklar da böyle veriyor... Yazılar ve anlatılan her söz böyle. Çünkü, Köroğlu bir Türkmendir, bu ölçütlerle değerlendirilmiş. Yukarıya aldığım Robin Hood'a benzesin diye, eşkıya Yanoşik'e benzesin diye yazılar yazılmış. Çünkü; benzemesini isteyenler bunun böyle olmasını istiyorlar. Elimizden gelen ise söylenenlerin gerçekle ilişkisinin olmadığını söylemek... Biz bu kadarıyla yetiniyoruz. Ne Bolu, Düzce'deki Köroğlu, ne de bizim destan kahramanı Sultan Köroğlu Robin Hood'a benzemiyor, benzemesi de gerekmiyor. İngilizler benzesin diyorlar, bizimkiler de benzetiyorlar. Bu yapay ve zoraki benzerlik bizi Avrupalı yapmaya yetmez. Orhan Bahçıvan |
|
Konu Tarihi: 08-15-2007 12:07 AM
Köroğlu Hikayesi'nin Kars - Göle Anlatımı - 1
Murat Beyliyem Aras Paşa sana bele söyleyim Yerim haber alsan Murat Beyliyem Zalim düşman ile kavga başlarsa Dava salam kırgın tufan eyliyem Bağ besleyip kızıl gülü dermesem Derip derip yar göksüne sermesem Mevneve gelmişem mesnev vermesem Misri kılınç elde gerek neyliyem Yiğit olan yiğit korkmaz ölümden Misri kılınç ferman ister elimden Mevsenve gelmişem mesnev dilimden Hele dinle bir kaç kelam söyleyem Çenlibel'den bu diyara gelmişem Ne devlete ne de vara gelmişem Köroğlu'yam nazlı yara gelmişem Erzurum da mesken salan deliyem Bugünki Göle Ovası'nın o zamanlar Erzurum Beyliği'ne bağlı olduğunu sanıyorum. Üstünde yaşadığımız koca ovanın sulu ve yeşil bir alan olması, dönemin at tarcirlerinden Murat Bey'li Deli Yusuf'un gelip yerleştiği bir yöredir. Bugün Yiğit Konağı da denilen ve yöre halkı tarafından da böyle adlandırılan yer Kür Irmağı'nın beş kolunun birleştiği bir yerdir. Bu bölgede at yılkıları besleyip beyliklere at ticareti yapan Deli Yusuf'un (*) hikayesi dilden dile söylenerek günümüze ulaşmıştır. Ben bu hikayeyi kısaca burada anlatmak istiyorum. O zamanlar beyler vardı. Beylerin emrinde ordular vardı. Her bey kendi başına bir eyaletin hakimi idi, böylece bir eyaletler sisteminin parçalarıydılar. Tüm beyliklerle ticari ilişkiler kuran Deli Yusuf, Köroğlu'nun babasıdır. Köroğlu'yla savaşan ve Yusuf'un gözlerine mil çeken bey ise Hınıs beylerinin önde gelen isimlerinden biri olan Palu Bey'dir. Palu Beyi Bingöl varyantı içinde ağırlık kazanmaktadır. Destanın Dağıstan varyantı içinde ise bu beyin adı Boylu Beyi'dir. Kars-Göle varyantı ve dahası, Ayıntap varyantı da Beylik konusunda Bingöl varyantıyla birleşirler. Ufak bir anımsatmayla söze devam edelim. Köroğlu destanlarında "DONA ÇAYI" diye bir isim geçer. Bazı araştırmacılar bu ismi Tuna adıyla birleştirirler. Tuna Irmak olarak bilinir. "DONA ÇAYI" ise Fırat suyudur. Bu ismi Erzincan Seferinde net bir şekilde görüyoruz. Gelelim hikayenin devamına... Aslında Bir Türkmen beyi olan Deli Yusuf'un Palu Beyi ile olan kavgasının, çok öncelere dayandığını söyleyenler de vardır. Kavganın nedeni hakkında kaynaklarda açık ve yeterli bilgi bulmak mümkün olmadı. Deli Yusuf aslında Murat Beyli imiş. Murat dolaylarına yerleşen, Murat beyi olarak tanınan Kara Murat denilen Hınıs beylerinin en güçlüsüyle giriştiği bir çatışma sonucu sürgün edilmiş. Sonra gelip bu yöreye yerleşmiş. Kars ile Göle arasında bulunan çam ormanlarının içinde yaylalar vardır. Bu yaylaların adlarını yazmayı gerek görmüyorum. Söylentilere göre bir Türkmen beyi olan Deli Yusuf, otu ve suyu bol olan bu yaylalarda at sürüleri yetiştirir ve bu işin ticaretini yapardı. Deli, deli olduğu kadar da yiğit bir insandı. Bu yüzden kendisine güzel bir konak yaptırdı. Ve konağın adını da Yiğit Konağı olarak adlandırdı. Şimdi bile, bu yöre Yiğit Konağı diye anılıyor. Bir gece Deli Yusuf bir rüya görür. Rüyasında yine Kars ile Göle arasında kalan küçük bir göl vardır, adına Aygır Gölü derler. Kayıtlarda da böyle yazılıdır. İşte bu gölden bir beyaz aygır çıkar, Deli Yusuf'un at sürülerinin içinde bir hayli dolaşır. Sonra bir kısrağı alarak gerisin geri gölün içine gider. Deli Yusuf uyanınca rüyasını karısına anlatır. Karısı ise, kırk yılda bir kez bu gölün içinden su aygırının (suatının) çıktığını, gölün de adını bu aygırdan aldığını anlatır. Bu aygırdan dalaba gelen kısrağın kulunlayınca dünyaya gelen tayın yani atın eşi menendi görülmemiş bir at olduğunu söyler. Deli Yusuf'un karısı daha sonra yeryüzünde gelmiş geçmiş ünlü atları sayarak bu atların bu aygırdan olduğunu anlatır. Halk söylencelerinde bu hep böyle olmuştur. Nerde güzel, nerde iyi var ise hepsi, söylencenin geçtiği yere attir. Bu dünyanın her yerinde böyledir. Deli Yusuf o günden sonra yaylım alanını değiştirip adı geçen gölün yöresini mesken tutar. Günlerden bir gün sabah namazı vaktinde rüyası gerçekleşir. Gölden çıkan beyaz aygır at sürüsünün içinde haylı bir dolaştıktan sonra beyaz bir kısrağı bularak dalaba getirir. Bu olaydan sonra, aygır gerisin geri gölün sularına karışarak gider. İşte destanlaşan Kır-At böylece dünyaya gelir. Bu anlatım bana Vahş Irmağı'nın söylencelerini anımsatıyor. Asya da bulunan Vahş havzasında Vahş Irmağı'ndan çıkan derya atlarıyla dalaba gelen kısrakların taylarına o yörenin Türkleri Tulbar adını verirlerdi. Bu anlatı dünyaca ünlü seyyahların yazılarında vardır. Tulbar atları bugünkü Arap ve İngiliz atlarının atalarıdır. Yine bunu da seyyahların seyehatnamelerinden öğreniyoruz. Daha sonra kır kısrak kulun verir; dünyaya böyelikle o ünlü Kır-At gelmiş olur. Kır-At dünyaya gelmeden evvel, ünü dört bir yana yayılır. Hele hele dünyaya geldikten sonra, tümden yer yerinden oynar. Herkes, bu tayı görmek için yaylayara akın eder. Yörenin en büyük beyi olan Palu Beyi de bu olayı duyar. Bu tayı Deli Yusuf'tan satın almak ister. Askerlerine emir verir. "Gidin o tayı derhal bana getirin. Paraysa para, malsa mal, topraksa toprak. Deli Yusuf ne isterse verin o tayı bana getirin. Ünüme layık bir ata binmek istiyorum." der. Askerler çala-kamçı yaylalara gelirler. Deli Yusuf'a Palu Beyi'nin isteğini iletirlir. Askerleri dinleyen Deli Yusuf, önceleri olmayacağını söyler, askerler israr edince, gelen askerleri bir güzel kovar. Bu arada tayı gören askerler, taya hayran kalırlar. Gidip Palu Beyi'ne olanları bir güzel anlatırlar. Palu Beyi bir başka yol denemek ister. Deli Yusuf'u konağına çağırtır. Konuk eyler. Tatlı diller dökerek taya sahip olmak ister. Buna rıza göstermeyen Deli Yusuf'a zorla alacağını söyler. Deli Yusuf buna da boyun eğmeyince, Palu Beyi hiddetlenir. Askerlerine emir verir. "Mil çekin bu adamın gözlerine. Öldürmeyin, yaşasın, yaşasın ama ömrü boyunca da o kır tayı bir daha göremesin!" Palu Beyi'nin bu emriyle Deli Yusuf'un gözlerine mil çekilir. Atına bindirilerek askerler tarafından yaylalığa kadar getirilir. Bu olayı gören herkes şaşkındır. Bu olayla birlikte tayın ünü daha da yaygınlaşmıştır. Deli Yusuf, daha on yaşlarında olan oğlu Ali ile yaylalarda aygırdan olma tayı büyütmeye başlar. Bütün bilgilerini ve bütün hünerlerini bu tayın yetişmesinde uygulayan Deli Yusuf kör olduğu için kendisini karanlığın tutsağı diye adlandırır. Bu yüzden de oğlu Ali'ye ise, gözleri gördüğü için "Hürsün oğul!" diye seslenir. Bu yüzden oğlunun adını Hür-Şen Ali diye değiştirir. Bu ad değişimi yöre halkı tarafından da benimsenir: Lakabı ise çoktan körün oğlu manasına Köroğlu şeklinde yerleşmeye başlar... Söylenceler böyle veriyor ama, yöre halkı çok eski bir destan kahramanı olan KÜROĞLU'nun adını bu çocuğa verenlerin umudu boşa çıkmayacaktır. Günler gelip günler geçtikten sonra, Hür Şen Ali onbeş yaşına tay ise beş yaşına girmişti ki, Deli Yusuf bir gece yeniden bir rüya görür. Gördüğü bu rüyada Köroğlu dediğimiz yiğidin doğuşu kendisine malum olur. Kısaca görülen rüya şöyledir: Yaylaların güneyinde bir yerlerde akan bir ırmağın kıyısında oturan Deli Yusuf, bir pîri yanında görür ve yanına gelen Pîr ile konuşmaya başlar. Pîr, Deli Yusuf'a seslenir: "Bu ırmağın adı Aras Irmağı'dır. Bu ırmak kutsal ırmaktır. Bu ırmaktan gelen üç sihirli köpüğü içersen senin gözlerin açılır ve o zalim Palu Beyi'nden intikamını alırsın. Çok sevdiğin Kır-Atı da görürsün." der ve ortadan kaybolur. Deli Yusuf uyanınca karısına ve oğluna bu rüyayı anlatır. Karısı da gönül rızalığıyla kalkıp gitmesini söyler. Bunun üzerine Deli Yusuf yanına Hür-Şen Ali'sini de alarak at sırtında Aras Irmağı'nın yolunu tutar. Günlerce yol aldıktan sonra, rüyasında gördüğü yere gelir. Bu yer zaten pir tarafından kendisine söylenmiştir. Oturup beklemeye başlarlar. Sabah namazı yaklaşınca Deli Yusuf olduğu yerde iki rekat namaz kılar. Tam ezan vakti olduğu an üç sihirli köpük gelmeye başlar. Hür-Şen Ali babasına söylemeden üç köpüğü de içer. Bu sihirli köpüklerden biri yiğitlik, ikincisi ise ozanlık, üçüncü köpük ise ölümsüzlük bağışlar. Bu arada Deli Yusuf oğlu Hür-Şen Ali'ye seslenir: "Vakit geçiyor oğul, uyuyup kalmayasın. Köpükleri gözden kaçırmayasın." Hür-Şen Ali babasına yavaş bir sesle yanıt verir: "Köpükler geldi ve gelen köpükleri ben içtim. Çünkü sen bu yaşınla at koşturamazsın. Babaya yapılan böylesi zulmün hesabını oğul sorar. Dolayısıyla senin öçünü ben alacağım." Çaresiz kalan Deli Yusuf olayı sakin bir tavırla kabullenir. Sonra oğluna seslenir: "Kısmet seninmiş oğul. Benim değilmiş. Yazı böyle yazıldıysa Koca Yusuf neylesin." Daha sonra baba-oğul gerisin geri yollara düşerler. Yaylaya tezden dönerler. Çenli (sisli) ormanların puslu ovasına yorgun argın yetişirler. Yol boyunca Deli Yusuf ne yapacağını ve nasıl bir yol izleyeceğini düşünür. Önce üç sihirli köpüğü içen Hür-Şen Ali yetişmeli. Ok atmada, kılıç çalmada, kalkan tutmada, at binmede ustalaşmalı. Bu çocuğu yetiştiren biri olmalı. Derken, yol buyunca düşünceleri arasında oğluna hocalık yapacak şahsı da bulur. Bu zat, Deli Yusuf'un eski silah arkadaşı Koca Bey'den başkası değildir. Bir bahaneyle çocuğu Koca Bey'e gönderir. Koca Bey bu çocuğu tam üç yıl boyunca akla gelecek her alanda eğitir. Sonra Deli Yusuf'a salar. Bu üç yıl boyunca Deli Yusuf tüm planları kurmuş, nerde oturup nerde kalkacaklarını ve nerelerden giderek kimi, nerede vuracağını dört dörtlük hesaplamıştır. İlk önceleri Yiğit Konağı denilen yeri terk ederler. Yüksek tepelerin en yüksek tepesine çekilirler. İşte bu bölge bugün bile, Köroğlu Bölgesi olarak tüm haritalarda kayıtlıdır. (*) Nuh'un oğlu olan Yasef, Türkçe'deki söylenişiyle Yusuf Bey'in dört oğlundan biri olan Kürhan'ın- diğer bir yaygın bilinişiyle Gürhan'ın- destanı tüm bu destanların en eskisidir. Küroğlu, Güroğlu, Köroğlu ya da Göroğlu, diye çeşitli anlatımların içinde bilinir. Bu destan hakkındaki bilgileri bir ileri tarihe bırakarak Köroğlu'na dönelim Orhan Bahçıvan |
|
Konu Tarihi: 08-15-2007 12:08 AM
Köroğlu Hikayesi'nin Kars - Göle Anlatımı - 2
Köroğlu Bölgesi diye anılan ve geçmişte de Yiğit Konağı namıyla maruf bu bölge orman bölgesidir. Tam bu bölgenin karşısında bir bölge daha vardır ki buranın da adı Şişek Gölleri'dir. Bu Şişek Gölleri'ni niçin yazıyorum. Çünkü: Koca Yusuf kır atın hızını ölçmek için bir bataklık oluşturduğunu yazanlara diyorum ki, bu bataklık bu bölgede zaten vardır. Gidip görmek bu sayılan yerleri yerinde tesbit etmek mümkündür. Şişek Gölleri'nde Kır-At'ın hızını deneyen Koca Yusuf'un oturduğu yer, Hür-Şen Ali'nin at sürdüğü yer, iz olarak bellidir. İlk kurdukları ilkel kaleye ev sahipliği yapan dağın tepesindeki ağaçların kesilmesi nedeniyle bu dağın adı Kabak Tepe Dağı'dır. Yüksekliği 3.050 metredir. Eteğindeki ağaçları değil de tepesindeki ağaçları kesmenin amacı ise, çıplak alanda gelebilecek her türlü tehlikeyi kontrol etmektir. Bu arada Kır-At büyümüş, binilecek çağa erişmiştir. Küçük Hür-Şen Ali de büyümüş yiğit bir delikanlı olmuştur. Yörede Deli Yusuf'un adı Kör Yusuf (yöre diliyle "Körüsüf") olarak kalmıştır. Oğlu Hür-Şen Ali'nin adı ise unutulmuştur. Körüsüf'ün oğlu olarak anılmaya ve söylenmeye başlanmıştır. Daha sonra, körün oğlu sözcükleri birleştirilerek nam-ı diğer KÖROĞLU adı yerleşmiştir. Anadolu içinde ve dışındaki, tüm varyantlarda anlatılan olaylar zinciri hemen hemen aynıdır. Köroğlu hikayesinin ya da destanın aynı formatlarla yoğrulması, bana tüm bu varyantların tek kaynaktan çıktığını düşündürüyor. Tek kaynaktan çıkan öykü ya da destanların halk ozanları dilinde değişimlere uğradığını kabul ediyorum. Köroğlu Seferleri başlığı altında topladığım anlatılar zaman dilimleri bakımından çeşitli çağları içeriyor. Yani bir sefer Aşık Cunun adına anlatılıyor. Bir başka sefer Aşık Elesker adına anlatılıyor. Dahası, bir başka sefere de Aşık Ali diye birinin adına kaydiliyor. Bu aşıklar bildiğim kadarıyla aynı çağın aşıkları değildir. En azından Aşık Cunun'un yaşadığı çağı tam olarak bilmesem de Elesker adlı aşık daha dünkü aşık. Bunları yazarken, şunu demek istiyorum. Tek hikaye üstüne kurgulanmış yüzlerce anlatı. Bu anlatılar çağlara göre de kendini yenilemesini bilmiştir. Ama en önemlisi ise, yukarıda da değindiğim gibi bu tür söylenceler sadece ad üstüne üretilmiş bir olgu gibi ele alınabilir. Bu yörede daha önce yetişmiş ve KÜROĞLU adıyla destan kahramanı olarak halk içinde nam salmış bir isimle özdeşleştiği kanımca daha doğru olabilir. İnsanın insanı sömürmeye başladığı her yerde, her dönemde baskı ve zulüm eksik olmamıştır. Zulma karşı direniş eylemleri de her yerde her dönemde gündeme gelmiştir. İşkence çağlar boyunca sürerek sanki bir gelenek haline dönüşmüştür. Yüz yıllardır, bin yıllardır değişik biçimlerde insan vücuduna uygulanan işkencelerden birisi de işkence gören kişinin gözünün kör edilmesidir. İnsan gözünün kör edilmesi olaylarına değinen en eski yazılı kaynak olarak Homeros destanlarını göstermek olasıdır. İskitler'de rastlanan insanların gözlerini kör etme eylemi, kör edilenlerin çocuklarının intikam eylemleri ve eylem olayları, başka uluslarda da zaman zaman kendisini gösterir. Eski Azerbaycan ile İranlılar'ın arasında da bu tür olayların olduğu bilinmektedir. Eski Türk kültüründe de rastlanan bu tür kör etme işkenceleri en canlı biçimi ve çok varyantlı gelişimi Köroğlu destanlarında karşımıza çıkmaktadır. Köroğlu adına söylenen bunca çeşitleme ve bunca değişik destanların özü de yukarıya aldığım konuyu içeriyor. Aslında bu yörede analatılan en az sekiz tane çocuğun hikayesi vardır. Bunların hemen hemen hepsi de kör olan bir babanın intikamı üstüne kurgulanmış olaylar ziciriyle anlatılır. İşte bizim adını andığımız Koç Köroğlu bu şartlar içinde var olmuştur. Sonra yüzlerce kola ayrılarak halk içinde destanlaşıp büyümüştür. Bütün verilere bakıldığında Köroğlu bir destan kahramanı olarak görünüyor. İlk bakışta bu doğrudur. Detaya indiğimiz zaman, destan kahramanı Köroğlu'ndan önce Küroğlu adını buluyoruz. Küroğlu ile Köroğlu'nun benzer yanlarına gelince, isim benzerliği ön saflara taşınıyor. Köroğlu'nun adı Hür-Şen Ali. Küroğlu'nun adı ise, Kuşan Ali'dir. Köroğlu'nun baba adı Deli Yusuf, Küroğlu'nunki ise bir silah ustasıdır ve adı da Deli Yusuf'tur. Köroğlu'nun silah ustası Koca Bey'dir. Küroğlu'nun dedesinin adı ise, Dede Sultan'dır. Dönelim şu bizim Koç Köroğlu öyküsüne. Köroğlu'nun önce anası, sonra da babası ölür. Uca dağların başında sazıyla sözüyle ve kırk delisiyle başbaşa kalır. Anadolu içinde ve Anadolu dışındaki tüm anlatılar, gelişim itibarıyla hemen hemen aynı çerçeve içindedir. Sonuç ise yine aynı nedenlere bağlanıyor. Kimisine göre böyle, kimisine göre şöyle. Aslında nasıl olursa olsun sonuç olarak, işkence görmüş bir babanın intikamı ve kırklara karışma. Yani Köroğlu ölmüyor kırklara karışıyor. Kır-At ise sır olup gidiyor. Kır-At üstüne de anlatılan bir sürü söylence bulunuyor. Kimilerine göre, her kırk yılda bir Halep pazarında satılıyor. Kimilerine göre ise Kırşehir pazarında satılıyor. Kimilerine göre de, Göle ormanlarında yüzyıllardır yitirdiği sahibini arıyor. Köroğlu'nun etrafında toplanan deliler de anlatılarda önemli yer tutar. Bu insanların da adları kendileri gibi oldukça ilginçtir. Delilerin adlarını da yazalım: Han Ayvaz, Köroğlu'nun üvey oğludur. Bazı kaynaklarda İvaz olarak geçer. Iğdır yöresi Üreğir Türkmenleri'nin hanı olduğu söyleniliyor. Bazılarına göre de Erzurumlu Kasapbaşı'nın oğludur. Kanımca ilk söylenen daha bir gerçeğe yakındır. Çünkü, tüm anlatılarda Ayvaz'ın adı, Han Ayvaz olarak veriliyor. Dağdeviren: Bu deli hakkında fazlaca bilgim yok. Zincirkıran Kabresığmaz Yolkesen Yelkesen, bu iki delinin de kardeş olduğunu yine söylencelerden anlıyoruz. Zor Bezirgan: Köroğlu destanlarında önce Köroğlu'na düşman olduğu görülüyor. Sonra nasılsa adı delilerin içinde geçiyor. Köse Kenan: Köroğlu'nun amcası olduğunu belirten söylenceler de vardır. Ben kesin bilmiyorum. Cıdalı Kenan: Aslında bu iki Kenan'ın da bir kişi olduğunu veren söylenceler de vardır. Ayrı ayrı insanlar olduğunu veren söylenceler de vardır. Hangisi doğrudur bilemiyorum. Deli Hasan: Bu kişi de Köroğlu destanlarında bu adla geçer. Zaman zaman Köroğlu'nun tüm işlerine karışır. Bunun da Köroğlu'nun amcası olduğu söylencelerde vardır. Koca Arap Bıyıklı Yusuf Kiziroğlu Mustafa Bey Güzel İsa Palı, ya da İsa Balı Celali Bey Ağalar ağası Demircioğlu İsfahanlı Koca Bey: Köroğlu'nun silah ustası. Hoylu Bey Tülek Terlen Acemoğlu Mirzalı Bey Köse Sefer Benli Ahmet Arslan Bey: Köroğlu'nun öz oğludur. Çok ilginç bir hikayesi vardır. Kısaca şöyle: Köroğlu Azerbaycan dolaylarına bir sefere gider orda bir kadınla az da olsa birlikte olur. Daha sonra kadını bırakır gelir. Bu kadının Köroğlu'dan bir oğlu olur. İşte bu Arslan Bey dedikleri çocuk budur, diyorlar. Aynı hikaye Acemoğlu ve Dağıstanlı Hasan için de anlatılır. Güdümen: Çenlibel'in at bakıcısı, seyis. Bu ismi daha sonra Benli Döne ile birlikte görüyoruz. Bu kişinin olayına az sonra değineceğim. Hanlar Hanı Selam Vermez Allahsız- Tanrı Tanımaz Tekeli Beyi Deli Balta Deli Teber Eceli Anan Demir Kıran Polatoğlu / bir diğer adıyla Okçuoğlu Depe Delen Yanık Hasan Dellek Hasan Darıdeğmez Halden Bilmez Dağsıtanlı Hasan: Köroğlu'nun ikinci bir oğludur. Dağıstan seferinde ön saflara taşınır. İkinci Çin seferinde Çin askerleri tarafından öldürülür. Köroğlu oğlu Hasan için, yüzlerce ağıt söylemiştir. Görüldüğü gibi kırk sayısını geçiyor. Ben daha önce bu isimlerin yirmi dört tanesini yazmıştım. Daha sonra kırk sayısına ulaşan isimleri yazdım. Çünkü, Köroğlu her nedense kırk sayısıyla hep özdeşleştirilir. Köroğlu aynı zamanda bir ozandır. Ozanların piri sayılır. Kendi adına kırk makamı vardır. En son makamı ise kırklar makamıdır. Söylenceleri söyleyenler derler ki, Köroğlu ölmemiş kırklara karışmış. İşte bu kırklara karışma anında bir türkü çalar ve söyler, daha sonra kırklara karışarak gider. Bu en son söylediği makam ise kırklar makamıdır. Yazının son bölümüne bildiğim Köroğlu makamlarını yazacağım. Köroğlu Koç Kır-At'a binince, bunca gözü kanlı deliyi de yanına toplayınca, halkın istediği ölçüde bir yiğit olmuştur artık. Her seferinde babasının öcünü almak için, Palu Beyi'ne saldırmaya ve her alanda bu beğlige zarar vermeye başlamıştır. Bu topraklar üstünde ipek yolu adıyla bilinen bir yol vardır. Tüm ticaret kervanları bu yol üstünde geçer. Geçen her kervandan baç alan Köroğlu, gücüne güç, servetine servet katmıştır. Bu servet öyle bir hal alır ki, bir koçaklamasında şöyle seslenir: Ayırın sürünün bin erkeğini Kırdırın beylerim ha ben gelince İnsan bu sözler karşısında şöyle düşünmeden kendisini alamıyor. Sözü edilen sürüden bin erkek ayrılınca geriye kaç tane kalıyor. Bir başka dörtlükte ise şöyle sesleniyor: Yüz batman pirinci küçük kazana Doldurun beylerim ha ben gelince Ben bu sözün karşısında, şunu yazıyorum. Yani bu adamın küçük kazanı yüz batman pirinç alıyorsa ki, kendisi böyle söylüyor, ya büyük kazanı kaç batman pirinç alıyor? Buna benzer soruların yanıtını aramak için çok uzaklara gitmemek gerekir. Kuzeydoğu Anadolu yöresi ozanlarının ne denli üretken ve ne denli geniş bir hayal gücüne sahip olduklarını anlıyorum. Köroğlu kendisini beylikten hanlığa taşıması için Koca Bey'in önderliği ile İsfahan'dan Niğar Han'ı getirerek onunla evlenip Han'lığı alır. Böylece Han'ların başına geçmek için Han Köroğlu unvanını alır. Daha sonra, Iğdır kalasının paşası olan Aras Paşa'nın kızı Döne Sultanı (Benli Döne) alarak kendisini Sultanlık konumuna getirir. Köroğlu'nun Doğu'ya yaptığı üç Çin seferinden söz ediliyor. Ama izniniz olursa Çin seferlerini ve evlatlarını yitirmesini bundan sonraki buluşmamızda anlatayım... Orhan Bahçıvan |
|
Konu Tarihi: 08-15-2007 12:08 AM
Köroğlu Hikayesi'nin Kars - Göle Anlatımı - 3
Köroğlu'nun Doğu'ya yaptığı üç Çin seferinden söz edildiğini belirtmiştik. Bu seferlerin ilkinde Zor Bezirgân'ı, ikincisinde Dağıstanlı Hasan'ı kaybettiği aktarılır. Köroğlu, intikam için üçüncü sefere hazırlanır. Ancak Zor Bezirgân'ı Köroğlu'nun kendisinin öldürdüğünü Hoylu Bey öğrenir. Bu durum karşısında Hoylu Bey, Köroğlu'na "kahpelik yaptın" diye türküler söyler. Köroğlu, bu olaydan sonra Kiziroğlu, Hoylu Bey ve Demircoğlu'nun yoldaşlığından ayrılmasına engel olamaz. Güç yitirip zayıflayan Köroğlu kendini çok iyi koruyacağı bir bölgeye göç eder. Bu bölge ise, Iğdır Kalası'dır. Iğdır Kalası'na yerleştikten bir zaman sonra, kayınbabası Aras Paşa ile arası açılır. Bir söylenceye göre Köroğlu Aras Paşa'yı öldürüp Kala'nın tüm hükmünü eline geçirir. Bir başka söylenceye göre de, Aras Paşa vadesi yettiğini, öleceğini anlayınca, ki bu bana daha doğru geliyor, Kala'nın kumandanlığını Köroğlu'na bırakır. Her ne şekilde olursa olsun. Biz Köroğlu'nu Iğdır dolaylarında görüyoruz. Hem de Kala kumandanı olarak. Üçüncü Çin seferini düzenledikten sonra, İpek Yolu üstünde Çin dolaylarına mal götüren tüm kervanları iğneden ipliğe varana kadar soyar. Maksat oğlunun öcünü almaktır. En son bir Asyalı kervancının soyulması üzerine, Çin orduları bu kaleye sefer ederler, Iğdır kalesinin dört kapısını kırarak, Köroğlu dahil tüm Delileri anında asarlar. Kale kumandanlığına ise Döne Sultan'ı getirirler. Döne Sultan baba tahtına oturduktan sonra Çin beylerine her yıl vergi vermekle cezalandırılır. İşte Güdümen de burada söylencenin içine ikinci bir şahıs olarak girer. Daha sonra Güdümen'i Bozoğlan olarak orta Azerbaycan'da anlatılan söylencelerin içinde görüyoruz. Köroğlu'nun sonunu anlatan bazı koçaklamaları burada size hatırlatacağız. Ancak tamamına yerimiz yetmeyebilir, bu yüzden şimdilik ilk iki koçaklamayı paylaşalım, devamını gelecek seferde... Koçaklama 1: Koymazam Yığılsa mahlukat mahşer gurulsa İsrafil surunu çala koymazam Çekerem kılıcı kavga kurulsa Uçurduram burda kala koymazam Haber olsun Beyazid'in iline İl düşmesin ben delinin eline Hoy deyip binerem kır-At beline Bu meydanı Rüstem Zal'a koymazam Bir yiğit ki atasından var ola Tülek Terlan gurbet elde sar ola Beyazid'de neçe güzel var ola Getirirsem birin bile koymazam Badeler içmişem hele sarhoşam Kork o günümde ki kaynayam coşam Tülekler saldırtan bir terlan kuşam Dönüp konsun diye dala koymazam Kırarım kayaları yıkarım dağı Hanlar zehir içer sultanlar ağı Çenlibel dir Koç Köroğlu otağı Şah da gelse Çenlibele koymazam *** Köroğlu'nun sonunu anlatan bir başka koçaklama ise Bezirgân ile Döne Sultan arasında geçiyor. Şimdi o koçaklamayı yazalım: Koçaklama 2: Söyleşi Aldı Şirin Döne: Çin eline gidip geri döndünüz Baç vermeden geçmek olmaz Bezirgan Doğru gelip Çenlibel'e indiniz Baç vermeden geçmek olmaz bezirgan Aldı Usta Firenk: Bu yollarda baç verip baç almadım Yiğit isen elle yüklleri şimdi Nice yollar geçtim hasmım bulmadım Yiğitisen elle yükleri şimdi Aldı Şirin Döne: Çenlibel'in sahibiyim gördünüz Eğlendiniz bu ellerde durdunuz Güdümen'e bir kaç kamçı vurdunuz Baç vermeden geçmek olmaz Bezirgan Aldı Usta Firenk: Ömrümde ben baç vermeyi görmedim Hiçbir yerde eğlenip de durmadım Uşağını döğdüm baçın vermedim Yiğit isen elle yükleri şimdi Aldı Şirin Döne: Belimde kılıncım sade cevahir Vallahi dünyanı ederem zehir Kelleni keserim hey Firenk Kafir Baç vermeden geçmek olmaz Bezirgan Aldı Usta Bezirgan: Aklı noksan karıların zatından Sallasam kargıyı düşen atından Belin sıksam canın çıkar götürden Yiğit isen elle yükleri şimdi Aldı Şirin Döne: Hele gelsin yiğitlerin dizilsin Kılınçlar kınından çıkıp çözülsün Yazı neyse alnımıza yazılsın Baç vermeden geçmek olmaz Bezirgan Aldı Usta Firenk: Duydum Çenlibel'in suyu akmıyor Güzelleri yaylalara çıkmıyor Yiğitleri gayrı canlar yakmıyor Yiğit isen elle yükleri şimdi Aldı Şirin Döne: Çenlibel'den beri sefer eyledim Güzelleri yaylalarda yayladım Kırk yiğide geldiğimi söyledim Baç vermeden geçmek olmaz Bezirgan Aldı Usta Firenk: Hey n'olanda cazu kadın n'olanda Dert insanı bölük bölük bölende Serdarlarım sana karşı gelende Yiğit isen elle yükleri şimdi Aldı Şirin Döne: Şirin Döne derler benim zatıma Hiçbir yiğit çıkamadı katıma Döner seni çiğretirim atıma Baç vermeden geçmek olmaz Bezirgan Aldı Usta Firenk: Usta Firenk ölür vermez bu baçı Böyle şeyler bana zehirden acı Ömrümde duymadım bu baç ne baçı Yiğit isen elle şimdi yükleri Orhan Bahçıvan |
|
Konu Tarihi: 08-15-2007 12:10 AM
Köroğlu Hikayesi'nin Kars - Göle Anlatımı - 4
Koçaklama 3 Söyleşi Aldı Şirin Döne: Sana derim hey Bezirgan Niye döğdün Güdümen'i Baç vermeden geçmez kervan Niye döğdün Güdümen'i Aldı Bezirgan: Bezirgan yolunu seçmiş Diye döğdüm Güdümen'i Baç almanın çağı geçmiş Diye döğdüm Güdümen'i Aldı Şirin Döne: Atı sürdüm tozum kaldı Sana bir çift sözüm kaldı Paylaşacak kozum kaldı Niye döğdün Güdümen'i Aldı Bezirgan: At sürersen tozun kalır Sen gidersen sözün kalır Paylaşacak kozun kalır Diye döğdüm Güdümen'i Aldı Şirin Döne: Ne kaçarsın varın kaldı Denk üstünde karın kaldı Yerde ah-u zarın kaldı Niye döğdün Güdümen'i Aldı Bezirgan: Ben kaçmadım yanlış gördün Yanlış yerden haber sordun Sen kavgadan uzun durdun Diye döğdüm Güdümen'i Aldı Şirin Döne: Sür atın meydana çıksın Kılınç değsin kanlar aksın Güdümen'in hayfı çıksın Niye döğdün Güdümen'i Aldı Bezirgan: Yaylada yayık yayarlar Yağ bal ile yiyerler Hanım sana kim diyerler Diye döğdüm Güdümen'i Aldı Şirin Döne: Çenlibel'in binasıyam Güzellerin sonasıyam Köroğlu'nun Döne'siyem Niye döğrün Güdümen'i Aldı Bezirgan: Sarı at biner gelirsin Gelme ki pişman olursun Bir çift buse baç verirsin Diye döğdüm Güdümen'i Aldı Şirin Döne: Yaylalarda karım çoktur Namusum var arım çoktur Bileğimde zorum çoktur Niye döğdün Güdümen'i Aldı Bezirgan: Yayla karı kar sayılmaz Namus dersin ar sayılmaz Kadın gücü zor sayılmaz Diye döğdüm Güdümen'i Aldı Şirin Döne: Sen baçı kardan saymazsın Nice sesimi duymazsın Nefsin şeytana uymasın Niye döğdün Güdümen'i Aldı Bezirgan: Bu yollar ipek yoludur Bu yollar kervan doludur Uşağın kimin kuludur Diye döğdüm Güdümen'i Aldı Şirin Döne: Sözü uzatıp nidersin Baç vermeden mi gidersin Sen kervana kast edersin Niye döğdün Güdümen'i Aldı Bezirgan: Çin Beyleri al kan saçtı Baç almanız suya düştü Köroğlu'nun vakti geçti Diye döğdüm Güdümen'i Aldı Şirin Döne: Şirin Döne der bismillah Misri kılınca maşallah Canına kıyarım billah Niye döğdün Güdümen'i Aldı Bezirgan: Adım Vızvız ilim Firenk İçerimde çatal yürek Baç sözünden geri dönek Diye döğdüm Güdümen'i Koçaklama 4 Söyleşi Aldı Köroğlu: Dönüp çevreyi dolandın Han Ayvaz'ım dur hele dur Nice kanlara bulandın Han Ayvaz'ım dur hele dur Aldı Ayvaz Han: Beyim çevre dolu düşman Ne durursun vur hele vur Duran sonra olur pişman Ne durursun vur hele vur Aldı Köroğlu: Bindiğin at Kara Kaytaz Bağırırım avaz avaz Baba sözü dinle Ayvaz Han Ayvaz'ım dur hele dur Aldı Ayvaz Han: Bindiğim at Kara Kaytaz Yiğitlere yakışmaz naz Baba sözü dinler Ayvaz Ne durursun vur hele vur Aldı Köroğlu: Köroğlu der bir duralım Meydanı açık görelim Bir duralım bin vuralım Han Ayvaz'ım dur hele dur Aldı Ayvaz Han: Han Ayvaz'ın sözü tamdır Üstü başı kızıl kandır Karşımızda Firenk Han'dır Ne durursun vur hele vur Köroğlu Güzellemesi:5 Aşkolsun Çenlibel de bir su gibi Akan dilbere aşkolsun Yaz baharda çiğdem gibi Çıkan dilbere aşkolsun Sürmeler çekmiş kaşına Benziyor huma kuşuna Yavru turna tel başına Takan dilbere aşkolsun Aldanma dünya varına Düşme zulmetin darına Yiğitliğin didarına Bakan dilbere aşkolsun Hubluğun tariften öte Hiç hile katılmaz süte Gönül yana yana tüte Kokan dilbere aşkolsun Köroğlu bir miskin geda Dosta canın eder feda Gönül düştü aşktan od'a Yakan dilbere aşkolsun Gelelim Köroğlu makam ve havalarına: 1) Köroğlu Havası 2) Riva-i Köroğlu 3) Şirvan Gerahi 4) Döşeme Köroğlu 5) Meydan Köroğlu 6) Misri (kılıç) Havası 7) Paşa Köşkü Havası 8) Karaçi Havası 9) Köroğlu Sorağı 10) Köhne Muhannes 11) Revan Kulu Havası 12) Deli Köroğlu Makamı 13) Cengi makamı 14) Orta Muhannes 15) Bozkaşı Makamı 16) Bozuk Köroğlu Makamı "Bozuk Düzen" 17) Köroğlu muhannesi 18) Azatlı Beyti 19) Yola Düşmek Makamı, yol havası 20) Şahsuvar Makamı 21) Kahramani Havası 22) Köroğlu Güzellemesi 23) Haydari makamı 24) Şeva-i Gerahi Makamı 25) Cirit Havası 26) Bozkaşı Havası 27) At Oynatma Havası 28) Güreş tutmak Havası 29) Kartal Makamı 30) Köroğlu Yiğitlemesi 31) Koçeri Havası 32) Seyran Havası 33) Köroğlu Divanı 34) Nahcivani 35) Kırklar Makamı Benim defterime yazdığım Köroğlu makamları bu kadardır. Sözünü daha önce de etmiştim; kırk makamı olduğunu söylüyorlar. 32 makam not etmişim. Ancak bunların ne kadarı doğrudur, ne kadarı yanlıştır, henüz bilmiyorum. İlk etapta yazdıklarımı, Köroğlu anlatımının sonuna ekledim. Böylece Köroğlu efsanesinin Kars Göle anlatımının sonuna geldik. Yeni, farklı bilgiler edindikçe, sizlerle paylaşmaya gayret edeceğim. Orhan Bahçıvan Bu yazılar http://www.minidev.com sitesinden alıntıdır |
|
|
|
|
| « Önceki Konu | Sonraki Konu » |
((¯`»Köroğlu İle İlgili Küçük Bir Değerlendirme«´¯)) |
|


Köroğlu İle İlgili Küçük Bir Değerlendirme





