06-06-2007, 04:35 PM
![[Resim: izzetbaysal2.gif]](http://www.bolu.bel.tr/izzetbaysal/izzetbaysal2.gif)
1907-2000
İzzet Baysal, 1907 yılında Bolu'nun Karaçayır Mahallesi'nde dünyaya gelmiştir. Babası Rüştiye Mektebi mezunu Memur Ahmet Canip Efendi, annesi de Bolu'nun Alpagut Köyü'nden Hafız Behiye Hanım'dır. İkisi erkek, ikisi kız dört çoçuklu ailenin en küçük çocuğu İzzet Baysal'dır. İzzet Baysal, ilk ve orta öğrenimi Bolu'da yapmıştır. 1926 yılında İstanbul'da Mekteb-i Sultan-i Nefise'ye (bugünkü ismi ile Mimar Sinan Üniversitesi ) kaydolur ve 1931 yılında mimar olarak mezun olur.
Dar gelirli bir ailenin çocuğu olan İzzet Baysal, 1927 yılında babasını da kaybetmiştir. Ama yılmamış, tatil aylarında ve okurken çeşitli işlerde çalışarak öğrenimini devam ettirmiş ve 411 no'lu diplomayı başarı ile almıştır.
Memuriyet hayatına Bolu Nafia (Bayındırlık) Müdürlüğü'nde Mimar olarak başladı.1932 yılında birkaç arkadaşı ile birlikte Gerede İlçesi'nin imar planını yaptı.
Daha sonra Ankara'da Milli Müdafaa Vekaleti Hava Müsteşarlığı'nda Mimar olarak çalışmaya başladı. Görevi icabı Eskişehir Hava Meydanı inşaatının koordinatörlüğünü yapmıştır. 1934 yılında bu görevinden istifa eder ve Eskişehir Belediyesi'nde Fen İşleri Şefi olarak göreve başlar. Aynı yıl Eskişehir Lisesi'nde Coğrafya Öğretmeni olarak görev yapan Çanakkale'li Refika Pınar ile evlenir.
1936 yılında Ankara'da serbest olarak çalışmaya başladığını görürüz.1939 yılında tek evlatları olan Esin dünyaya gelir
Ankara'da Azerbaycan temsilcisi Sadri Maksudi Aral'ın ve Medine Muhafızı Fahrettin Paşa'nın köşk projelerini İzzet Baysal yapmıştır.
1939 yılında vatani görevini yapmak üzere Afyon'a gitmiştir ve 1942 yılında tekrar Ankara'ya dönmüştür.
Başlayıp bitirdiği inşaatlara gelince;
Ankara Etlik Veteriner Laboratuarı, Bolu Devlet Hastanesi, Bolu Ziraat Bankası Evleri, Bolu Kız Enstitüsü (Zübeyde Hanım Kız Meslek Lisesi), Bolu Kapalı Cezaevi, Bolu-Adapazarı yolu üzerindeki Melen Köprüsü inşaatı ve yol inşaatları bunlardan bazılarıdır.
1942 yılında eşi Refika Hanım vefat edince, elindeki mevcut işleri tamamlayıp, 1943 yılında İstanbul'a gider ve Karaköy'de Perşembe Pazarı'nda sıhhi tesisat ve hırdavat üzerine çalışan bir mağazayı satın alır ve ticarete başlar.
Aynı zamanda kapı kilitleri imali için küçük bir atölye kurmuştur. Ama bu O'na yetmemiş, dükkanında sattığı "boru ekleme parçaları"nın neden yerli üretilemediğine kafa yormaya başlamıştır.
İki kere Almanya'ya giderek Temper Dökümü'nün ne olduğunu araştırır, bu dökümden imal edilen boru ekleme parçalarının Türkiye'de imali için çalışmalar yapar ve neticede 1950 yılında özel teşebbüsün ilk Mekanize Döküm Fabrikası'nı kurar.
Baysal'ın çok zor şartlarda kurduğu bu fabrikada üretime geçer geçmez Avrupalı Şirketler (6 büyük üretici Zürih'te bir kartel oluşturmuşlardır.) Türkiye'nin bu çiçeği burnunda kuruluşunu batırmaya çalışırlar ve Türkiye'ye yaptıkları ihracata %40 indirim uygulamaya başlarlar. İzzet Baysal, her zaman olduğu gibi azmi, çalışkanlığı ve sabrı ile bazı geceler fabrikada yatarak da olsa, bu işin de üstesinden gelmiştir.
Hatta, 1970'li yıllarda Avusturya, Almaya, Yunanistan ve Arap ülkelerine ihracata başlamıştır.
1951 yılında İzzet Baysal Döküm Sanayi Müessesesi adı altında kurulan bu fabrika, 1957 yılında bir aile şirketi haline dönüştürülmüş, İzsal Döküm Sanayi A.Ş. adı altında bugünlere kadar faaliyetini sürdürmüştür.
En büyük yardımcısı 1953 yılında yanına aldığı yeğeni Ahmet Baysal'dır. Hayatta en fazla değer verdiği kişi ise, kızı Esin'dir. 1939 yılında dünyaya gelen Esin, İstanbul Boğaziçi Koleji mezunudur. 1964 yılında aynı kolej mezunu Ankara'nın köklü ailelerinden Avunduk'ların oğlu Cahit Avunduk'la evlenmiştir.
Esin Avunduk, babasını hiçbir zaman yalnız bırakmamış, varlığı ile zor zamanlarda babasına hep destek olmuştur. Vakfın kurucuları arasında olup, aynı zamanda Yönetim Kurulu Üyesi ve başkan yardımcısı olarak görev yapmaktadır. 1975 yılı ortalarına kadar bizzat işlerin başında gördüğümüz İzzet Baysal, daha sonra da haftanın 3-4 günü iş yerine giderek işlerini takip etmeye başlamıştır. Gelir Vergisi'nde altın madalya ile ödüllendirilmiş, İstanbul'da Kurumlar Vergisi verenlerin ön sırasında yer almıştır. 1986 yılında ikinci eşi Nafize Hanım'ı kaybetmiştir. 1986 yılının sonunda İzzet Baysal Vakfı'nı kurmuş ve tüm varlığını vakfına vasiyet etmiştir. 1994 yılı Eylül ayının sonunda iş hayatından çekilmiş ve çalışmalarını İzzet Baysal Vakfı'nda yoğunlaştırmıştır. 05.03.2000 tarihinde sabah saat: 07:00'de hakkın rahmetine kavuştuğunda 93 yaşında bulunmaktaydı. 08.03.2000 tarihinde hiç kimseye nasip olmayan muazzam bir kalabalıkla, kendi arzusu ve Bakanlar Kurulu kararı ile Abant İzzet Baysal Üniversitesi Gölköy Kampüsü'ndeki anıt mezarına, çok sevdiği ve her şeyini adadığı üniversite gençliğinin kalbine defnedilmiştir.
Mekanı Cennet Olsun.
İŞ HAYATI
SU BORULARINDAN AKAN KAZANÇ
Bolu'da Bolu Devlet Hastanesi'nin yanı sıra, Bolu Lisesi, Ziraat Bankası Evleri, Bolu Kız Enstitüsü ve Kapalı Cezaevi inşaatlarını bitirir. 1943 yılında müteahhitliği de bırakarak ticaret hayatına atılan İzzet Baysal, İstanbul Karaköy'de sıhhi tesisat ve hırdavat üzerine çalışan bir mağazayı satın alır. İğneden ipliğe her şeyin yurt dışından geldiği o yıllarda Almanya'dan ithal edilip dükkanında sattığı "Fittings" denilen su tesisatında boruları birbirine eklemeye yarayan parçaları üretmeyi aklına koyar. Almanya'ya giderek konuyu inceler ve 1950 yılında Türkiye'de özel teşebbüsün ilk mekanize entegre döküm fabrikasını kurar. İzzet Baysal, sanayiciliğinin ilk yıllarında büyük sıkıntılar çeker.
O yılları yeğeni Ahmet Baysal şöyle anlatır: "O tarihlerde ben İstanbul'da üniversitenin son yıllarını okuyordum. Bu nedenle, bu fabrikanın kuruluşundan üretime geçtiği tarihe kadar çektiği büyük sıkıntıları yakından bilenlerdenim. Amcam bazen geceleri Ayazpaşa'daki evine bile gelemez, fabrikanın idare binasına attığı bir yatakta birkaç saat uyuyarak geçirir, devamlı çalışması gereken döküm ocaklarını, herhangi bir donma tehlikesine karşı devamlı kontrolünde tutardı."
"EN ACIMASIZ MÜCADELEM"
İzzet Baysal'ın bu boru parçalarını fabrikasında üretmeye başlaması, Türkiye'ye mal satan Avrupa'daki üreticileri rahatsız eder. Bir kartel oluşturan Avrupalı firmalar, İzzet Baysal Döküm Sanayii'ni batırmak için aralarında anlaşır ve fiyatlarını yüzde 40'a kadar indirirler. Avrupalı devlere karşı pes etmeyen İzzet Baysal, kartelcilerin aynı malları başka ülkelere daha yüksek fiyatla sattıklarını devlete ispatlayarak gümrük vergisinin yüzde 5'ten yüzde 40'a yükseltilmesini sağlar. Bu, onun, "En acımasız mücadelemdi" dediği yaşam savaşı olur. Böylece Türk ekonomi tarihine Avrupa kartelini ilk ispatlayan kişi olarak geçer. Mücadelesinden başarıyla çıkan Baysal, yıllar sonra kendisini yok etmeye çalışan ülkelere ihracat bile yapar. 1960'lı yıllarda yaşanan döviz darboğazı yüzünden devlet bu parçaların ithalini yasaklar. İzzet Baysal, dışa kapalı rekabetsiz bir pazar içinde tekel halinde kalır. Ancak o fırsatı ganimet bilen sanayici tipinin aksine ürettiği malın fiyatını 9 yıl süreyle bir lira dahi arttırmayarak bir rekora imza atar. Bu inanılmaz fiyat politikasını, kârından fedakarlık ederek değil, maliyetleri düşürerek gerçekleştirir. Ona göre hakkından fazlasını kazanmak haramdır, vicdansızlıktır, tüketiciyi sömürmektir.
AŞIRI ÇALIŞMA YÜZÜNDEN KLİNİK TEDAVİSİ
Bu süreçte o kadar yoğun çalışır ki, stres yüzünden İsviçre'de bir klinikte 3 ay tedavi görmek zorunda kalır. Örnek bir iş adamı olan İzzet Baysal'ın emeğe de büyük saygısı vardır. Fabrikasında çalışanlarına her işyerine örnek olacak bir sistem uygular. İşçilere normal ücretlerinin dışında üretilen fazla mal için cazip bir prim öder ve bu sayede üretimini ikiye katlar. Ücret sistemini verimliliğe bağlama fikrini her yere yaymaya çalışır ama maalesef hiçbir işveren buna cesaret edemez. Sanayicilikteki başarısını "çok çalışmak, israftan kaçmak ve sabırlı olmak" şeklinde özetleyen Baysal, o dönemde yıllarca gelir vergisinde İstanbul'da ilk on içinde yer alır. Su borusu ekleme parçalarından elde ettiği bu helal kazanç, yıllar sonra Bolu'ya yapacağı trilyonluk hayırların nüvesi olur. İzzet Baysal, sanayiciliği yanında kültürel faaliyetlerin de destekçisi oldu. İstanbul Sanat ve Kültür Festivali'nin kurucularındandır. Her sene yapılan bu festivallerin birçoğunda yabancı sanat topluluklarının sponsorluğunu üstlendi.
PARAYI SEVGİYE DÖNÜŞTÜREN ADAM
Başarı sayfalarıyla dolu çalışma hayatını 1994 yılında İzsal Döküm Sanayii'ndeki hisselerini genç girişimcilere devrederek bitiren İzzet Baysal, seksenli yaşlarına geldiğinde en büyük mutluluğu, 60 yıllık birikimlerini doğup büyüdüğü, ilk kazancını elde ettiği baba toprağına yöneltmekte bulur.
Duyanların inanamadığı müthiş bir erdem örneğidir bu... Hayatı boyunca kazandığı bütün malvarlığını hiçbir karşılık beklemeden hemşehrilerine adayan ikinci bir insan var mıdır şu dünyada?
Paranın kelepçe taktığı zenginlere inat, İzzet Baysal trilyonlarını şehrinin insanlarının hizmetine harcarken, sadece yaşamak için değil, yaşatmak için var olmanın erdemini bütün insanlığa gösterir adeta.... Hayattaki biricik kızı Esin Avunduk da babasının hayır işlerini yerine getirmesinde yardımcı olan insanların başında gelir. İzzet Baysal, hayır işlerini gerçekleştirirken, 1954'ten bu yana birlikte çalıştığı yeğeni Ahmet Baysal sağ kolu olur.
Yatırımları için de kendisine iki alan seçer...
Yarının insanını yetiştirmek için "eğitim", insanların hastalıklarına çare olmak için "sağlık".
Hayır işine başlayamaya karar verdiği zaman ilk önce, bütün kazandıklarını o zaman faaliyette bulunan hayır kurumlarına bağışlamayı düşünür. Bir gün Karaköy'deki işyerinde otururken, bu düşüncesini yeğeni Ahmet Baysal'a açar... Amcasının mal varlığının büyüklüğünü en iyi bilenlerden olan Ahmet Baysal da başka hayır kurumları yerine, İzzet Baysal adını taşıyacak bir vakıf kurmayı önerir... İşte o günkü konuşmayla İzzet Baysal Vakfı'nın kurulma fikri ortaya çıkar. Yıl 1987'dir...
Vakfın öz varlığı İzzet Baysal'ın vergisi ödenmiş kazancından oluşur. Yani vakfa aktarılan paraları vergiden düşmeyen İzzet Baysal'ın bu fedakarlığı, Türkiye'de eşi benzeri görülmemiş bir davranıştır. İkinci bir örneği yoktur. 1987 yılında kurulan İzzet Baysal Vakfının bugüne kadar Türkiye'ye kazandırdığı 106 eser ve yardımların toplam değeri 2002 yılı rakamlarıyla 72 trilyon liradır...
İzzet Baysal, hayır işlerine Bolu'nun köylerine birer umut ışığı olarak kurulan 35 sağlık ocağı ile başlar... Daha sonra ilkokullar, orta okullar, liseler, hastaneler, huzurevleri arka arkaya yükselmeye başlar...İzzet Baysal'ın çoğunluğu Bolu'da olan 106 eserini yerinde görmek için birkaç gününüzü ayırmanız gerekir.
İzzet Baysal Vakfı, sadece binaları yapmakla kalmaz; çoğunun halısından perdesine, diyaliz aletinden yemek masasına kadar her türlü tefrişatı ve donanımını tamamlayarak kullanıma hazır halde devletin emrine sunar. Vakıf, geleceğin nesillerin yetişmesine burslarla da katkı sağlar. Bugüne kadar başarılı fakat maddi durumu yetersiz 500'ü aşkın öğrenci, bu burslar sayesinde öğrenimlerini tamamladı. Bugüne kadar öğrencilere verilen bursların toplamı 100 milyar lirayı bulmuştur.
ÜNİVERSİTE KURUP DEVLETİNE BAĞIŞLAYAN TEK İNSAN
İzzet Baysal en büyük eserini, bir üniversite kurup devletine bağışlayarak gerçekleştirdi. Dünyada hiçbir karşılık beklemeden bir üniversite yaptıran ilk insan olduğu gibi, Türkiye'ye "vakıf destekli devlet üniversitesi" modelini kazandırdı. Onun kurduğu bu ekol başka şehirlerdeki hayırseverlere de örnek oldu...
Dünyanın hayran olduğu doğa harikası Abant ve Türkiye'nin yetiştirdiği büyük hayırsever İzzet Baysal'ın ismini taşıyan üniversite, 1992 yılında kuruldu. Bolu'nun çeşitli ilçelerine dağılmış 6 fakülte, 5 yüksekokul, 6 meslek yüksekokulu ve 3 enstitüden oluşan Abant İzzet Baysal Üniversitesi, 15 bine yaklaşan öğrencisi, 1500 öğretim elemanı ve personeliyle Türkiye'nin sayılı üniversiteleri arasında yerini aldı.
Gölköy'de kurulan ana kampüsteki 20 bina ve tesisten 18'i, donanımlarıyla birlikte İzzet Baysal Vakfı tarafından yaptırıldı ve bu kampüse de İzzet Baysal Kampüsü adı verildi. Üniversiteye ayrıcalık sağlayan modern donanımlı kültür merkezi ve spor merkezinin yanı sıra, rektörlük binası, öğrenci yurtları, misafirhane, yemekhane, öğretim elemanları lojmanları gibi tesislerin yapımı da vakıf tarafından 5 yıl gibi kısa bir sürede tamamlandı.
İzzet Baysal'ın "En büyük hayalim" diye nitelendirdiği 250 yatak kapasiteli tam teşekküllü İzzet Baysal Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nin inşaatı hızla devam ediyor.
Aynı kampüs içinde kendi arzusu ve Bakanlar Kurulu'nun özel kararı ile İzzet Baysal'a bir anıt mezar yaptırıldı.
Abant İzzet Baysal Üniversitesi, herkesten çok şükran borçlu olduğu hamisini "Eğitimde Onur Doktorası" payesi ile ödüllendirdi. Ardından eğitime bunca katkıyı yapan büyük insana, bilim dünyasının teşekkürleri sıralandı. Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Mimar Sinan Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi ve Anadolu Üniversitesi senatoları Baysal'ı fahri doktora unvanıyla ödüllendirdi.
Büyük hayırseverin ülkeye yaptığı bu hizmetlere bir teşekkür de, devletin en üst makamından geldi. İzzet Baysal, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından Türkiye Cumhuriyeti Devlet Üstün Hizmet Madalyası ile onurlandırılan ilk kişi olmanın mutluluğunu yaşadı.
"HALKIN" İZZET BABASI
Resmi makamların verdiği onurların dışında Bolu halkı, İzzet Baysal'a olan büyük sevgisini "Baba" unvanı vererek gösterdi. Kimsenin telkini, zorlaması olmadan halkın gönlünden kopan "Bolu'nun Babası" unvanı, Bolulular'ın Baysal'a duyduğu yakınlığın ifadesidir. Bolulular, İzzet Baysal' daha fazla yanlarında hissetmek için şehrin en merkezi caddesine adını verdi, Bolu'nun en güzel yerine de heykelini dikti. Hayattayken heykeli dikilen ilk insanlardan biri oldu İzzet Baysal... Bolu ve Gerede'de birer mahalleye adı verildi.
Bolu halkı, asırlık birikimini hemşehrilerinin mutluluğu için bir kuruşunu sakınmadan vakfeden hayırsevere minnet duygularını her yıl yenilemek için 11 Mayıs'ı İzzet Baysal Şükran günü ilan etti. Türkiye'de ilk defa bir belde halkının kendi içinden çıkan bir hemşehrisine düzenlediği şükran günü, Valilik, Belediye ve Abant İzzet Baysal Üniversitesi'nin organizasyonuyla 1989 yılından bu yana halk şöleni olarak kutlanmaya başlandı.
Bolulular, 11 Mayıslar'da İzzet Babalarına duyduklarını minnet ve şükran duygularını her sene artan bir coşkuyla dile getirirken, 2000 yılının 11 Mayıs'ına iki ay kala İstanbul'dan acı haber geldi. Bolu'nun İzzet Babası, 5 Mart 2000 tarihinde Sarıyer'deki evinde hayata gözlerini yumarken, onlarca eserle doldurduğu şehrini de yasa boğdu. Bolu, tarihinde belki bir daha kimseye nasip olmayacak bir insan seliyle son yolculuğuna uğurladı onu...
HAK YEMEZ, HAKKINI DA YEDİRMEZDİ
Dürüstlük, iş ahlakı, emeğe saygının para kazanmak uğruna ayaklar altına alındığı günümüzde, ticari hayatına tek bir gölge bile düşürmemiş bir erdem abidesidir o... "Hak yeme, hakkını da yedirme" düsturu, İzzet Baysal'ın hayatı boyunca taviz vermediği ilkelerin başında gelir...
Onun hak yemeyip, hakkını da yedirmediği olayların bir çoğuna yeğeni Ahmet Baysal şahittir:
"Rahmetli amcam, rahmetli Vehbi Koç'la kapı komşusuydu. Müşterek bahçeleri vardı. Çok iyi komşuydular ama bir türlü anlaşamazlardı. İkisinin de belli prensipleri vardı, tutucuydular. Tutucuydular derken, israf baş düşmanıydı ikisinin de... Amcam ve Vehbi Bey, o zaman arazilerinden geçen Kocatas suyunu kullanmaktadır.. Suyun yüzde 60'ını Vehbi Bey, yüzde 40'ını da amcam kullanıyordu. Su bir düzenekle iki bahçeye bölüştürülüyordu. Kurak zamanlarda su azalınca Vehbi Bey'in bahçıvanı suyun tamamını kendi tarafına akıtırmış. Amcam hemen arkasından kendi bahçıvanını gönderir ve eski haline getirirdi. Halbuki amcam da diyebilir ki, suyun hepsi bizim tarafa aksın. Ne hak yemiştir, ne de hakkını yedirmiştir..."
EVRAKIN ARKASI MÜSVEDDE...
İzzet Baysal'ın en büyük özelliği hayatı boyunca israfa savaş açması ve tasarrufa önem vermesiydi. Trilyonlarını bir kalemde halkın hizmetine sunmak için harcamaktan sakınmazken; işi biten evrakı atmaz, arkasını müsvedde olarak kullanırdı. Onun tabağında yemek bıraktığını kimse görmemişti. Zamanı da israf etmez, dakiktir, olması gereken yere zamanında giderdi.
Dolu başak eğik olur misali övünmeyi sevmez, övülmekten de hoşlanmazdı. Kendisi için düzenlenen törenlerde büyük bir sükunet ve tevazu içinde oturur, sanki kendisi için söylenenlerden rahatsız oluyormuş izlenimi uyandırırdı.
Öğrenmeye son derece meraklıydı. Merak ettiği her konuyu çözümleninceye kadar hiç yanından ayırmadığı küçük kareli not defterlerine not ederdi. Polisiye ve macera romanlarını okumayı çok severdi. Son zamanlarında ilerleyen göz rahatsızlığı okumasına engel olamamıştı; bir büyüteç aracılığıyla çok sevdiği kitaplarını tekrar tekrar okumuştu.
TEŞEKKÜR YETMEZ...
Elindeki mal varlığı yerine milyonlarca insanın sevgisini seçen İzzet Baysal...
Mutluluğu insanları mutlu etmekte bulan bir İzzet Baysal....
Hayırlarıyla Bolu'ya bir Bolu daha ekleyen İzzet Baysal...
Sana minnet duygumuz her gün daha da artıyor...
Ama biliyoruz ki sadece teşekkür yetmez...
Sana en büyük teşekkürün, bıraktığı mirasa sahip çıkmak olduğunu biliyoruz.
Kreşinde oyun oynayan, ilkokulunda harfleri heceleyen, laboratuarında sabahlayan, hastanende acısı dinen huzur evinde mutluluğu bulan her insan sana duacı...
Örnek hayırsever İzzet Baysal’ın,Vakfı aracılığı ile yaptırıp devlete bağışladığı 118 eserin 2005 yılı rayiç değeri toplamı;
167 688 951 000 000.- TL.
167 688 951.- YTL.
İZZET BAYSAL VAKFI’NIN BUGÜNE KADAR YAPTIRDIĞI ESERLER
EĞİTİM TESİSLERİ
1-Bolu Belediyesi Nafize Baysal Kreşi,
2- İstanbul Sarıyer Belediyesi İzzet Baysal Kreşi,
3- Bolu İzzet Baysal Anaokulu,
4- Bolu Alpagutbey Behiye Baysal İlkokulu (Bir ara Mahalli İdareler Meslek Lisesi olarak hizmet veren bu bina şu anda Ticaret Meslek Lisesi olarak hizmet vermektedir.)5- Bolu Seyit Köyü Mehmet Baysal İlkokulu (Bolu izci evi olarak hizmet vermektedir.)
6- Bolu Canip İlköğretim Okulu,
7- Bolu Atatürk İlköğretim Okulu,
8- Bolu İzzet Baysal 50. Yıl İlköğretim Okulu,
9- Bolu Behiye Baysal İlköğretim Okulu,
10- Bolu İzzet Baysal Çıraklık Eğitim Merkezi,
11- Bolu İzzet Baysal Halk Eğitim Merkezi ve Akşam Sanat Okulu (Bil.donanımlı),
12- Bolu İzzet Baysal Anadolu Lisesi (Donanımı ile birlikte),
13- Bolu İzzet Baysal Anadolu Lisesi Kız ve Erkek Öğrenci Yurdu (Donanımı ile birlikte),
14- Bolu İzzet Baysal Anadolu Lisesi Öğretmen Lojmanları (A Blok, 8 Daire),
15- Bolu İzzet Baysal Anadolu Lisesi Öğretmen Lojmanları (B Blok, 8 Daire),
16- Bolu Mimar İzzet Baysal Anadolu Teknik Lise ve Endüstri Meslek Lisesi,
17- Bolu İzzet Baysal Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi,
18- Bolu İzzet Baysal Zübeyde Hanım Kız Meslek Lisesi Yurdu ve Defile Salonu,
19- Dr. Tevfik Atay Sağlık Eğitim Merkezi,
20- Emine-Mehmet Baysal Eğitim ve Uygulama Okulu,
21- İzzet Baysal Merkez Anadolu Teknik Lise ve Endüstri Meslek Lisesi,
22- Yemekhane Bloğu (Şu anda kütüphane olarak hizmet vermektedir.),
23- Canip Baysal Lisesi,
24- Mehmet Baysal Uygulama Okulu,
25- Ticaret Lisesi Bilgisayar laboratuarı,
26- Çaydurt Çimento İlköğretim Okulu Bilgisayar laboratuarı,
27- Gazipaşa İlköğretim okulu Bilgisayar laboratuarı,
28- Sakarya İlköğretim Okulu Bilgisayar laboratuarı,
29- Canip Baysal Lisesi Bilgisayar laboratuarı,
30- Cumhuriyet İlköğretim Okulu Bilgisayar laboratuarı,
31- Emine ve Mehmet baysal Uygulama Okulu Ek Binası,
32- Bolu İzzet Baysal Otelcilik Meslek Lisesi’ne 8 derslikli prefabrike okul,
33- Bolu İzzet Baysal Anadolu Lisesi 4 derslikli prefabrike okul,
34- Bolu Abant İlköğretim Okulu 4 derslikli prefabrike okul,
35- Bolu Atatürk İlköğretim Okulu 8 derslikli prefabrike okul,
36- Bolu Atatürk Lisesi 4 derslikli prefabrike okul,
37- Bolu Çaydurt İlköğretim Okulu 4 derslikli prefabrike okul,
38- Bolu İzzet Baysal Endüstri Meslek Lisesi 2 derslikli prefabrike okul.
39- ABANT İZZET BAYSAL ÜNİVERSİTESİ
27 adet tesis (fakülte,laboratuar,yurt,sosyal tesis,yemekhane...)
SAĞLIK TESİSLERİ VE SOSYAL HİZMET TESİSLERİ
65- 35 adet İzzet Baysal Sağlık Evi (Bolu Merkez ve İlçe Köylerine), donatılmış olarak,
100- Bolu Merkez İlçe’ye 5 No’lu İzzet Baysal Sağlık Ocağı,
101- Bolu Refika Baysal Anasağlık Merkezi, Misafirhane ve Hemşire Eğitim merkezi, 102- Bolu İzzet Baysal Acil Servis Ünitesi (Bilahare yine Vakıf tarafından İzzet Baysal Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi’ne dönüştürülmüştür.)
103- Bolu Mehmet Baysal hemşire Eğitim Merkezi (Donanımlı),
104- Bolu Emine Baysal Hasta Pavyonu (Donanımlı),
105- Bolu İzzet Baysal Hemodializ Ünitesi,
106- Bolu İzzet Baysal Devlet Hastanesi Külliyesi (200 Yataklı),
107- Bolu Devlet Hastanesi’ne Sterilizatör,
108- Bolu Baysal Camii,
109- Bolu İzzet Baysal Yaşlılar Evi ve Kız yetiştirme Yurdu,
110- Bolu İzzet Baysal Huzurevi (Donanımlı),
111- Bolu İzzet Baysal Huzurevi Lojman ve İdare Binası,
112- İstanbul İzzet Baysal Huzurevi (Donanımlı),
113- Bolu İzzet Baysal Devlet Hastanesi Sosyal Hizmet Binası (Acil Servis, İdare Binası, Kreş ve Kardiyoloji Servisi olarak kullanılmaktadır.),
114- Bolu SSK Hastanesi’ne Otoanalizatör ve 6 adet Hemodializ cihazı,
115- İstanbul Sarıyer Belediyesi İzzet Baysal Sağlık Merkezi tıbbi donanımları,
116- İzzet Baysal Hastanesi Bulvarı (Belediye eliyle),
117- İzzet Baysal Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi (Tüm donanımı ile),
118- Solmaz ve Ahmet Baysal öğretmen evi ve Eğitim Merkezi
İZZET BAYSALA VERİLEN ÖDÜLLER
İzzet Baysal'a Eğitim ve Sağlığa yaptıkları katkılarından dolayı Cumhurbaşkanı tarafından iki defa şükran plaketi verilmiş, gerek Milli Eğitim Bakanlığı ve gerekse Sağlık Bakanlığı bu çalışmalarından dolayı Sayın Baysal'ı ödüllendirmişlerdir.
Üniversiteye yaptığı katkı ve yatırımlar nedeniyle T.C. T.B.M.M. tarafından 03.07.1992 tarihli ve 3837 sayılı kanunla bu devlet üniversitesine "Abant İzzet Baysal Üniversitesi" ismi verilmiştir.
9. Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel, Bolu'da bir açılış töreninde bu üniversiteyi "Arkasında güçlü bir Vakfın desteği bulunan ilk ve tek Devlet Üniversitesidir; bu örneğin tüm ülkeye yayılması gerekir" demiştir.
11.05.1993 tarihinde Abant İzzet Baysal Üniversitesi Senatosu,
28.05.1996 tarihinde ODTÜ Senatosu,
03.03.1997 tarihinde Mimar Sinan Üniversitesi Senatosu,
03.11.1997 tarihinde Hacettepe Üniversitesi Senatosu,
28.09.1998 tarihinde Anadolu Üniversitesi tarafından İzzet Baysal "Eğitimde Onursal Doktora payesi" ile ödüllendirilmiştir.
Bakanlar Kurulu'nca, 24.10.1983 tarih ve 2933 sayılı Madalya ve Nişanlar Kanunu'nun 2'nci maddesinin © bendi gereğince 4 Ekim 1994 tarihinde "T.C. Devlet Üstün Hizmet Madalyası" ile Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel tarafından onurlandırılmıştır.
Bolulu'lar Sayın İzzet Baysal'a, "Bolu'nun Babası" ünvanını, Belediye Meclisi'nde 07.10.1987 tarih ve 146 sayılı karar ile Bolu'nun en büyük caddesine "İzzet Baysal Caddesi" ismini vermiştir. Tesislerden bazılarının önüne büstünü, Bolu'nun en güzel yerine de sağlığında heykelini dikmişlerdir. Vefatından sonra Üniversite kampüsüne dikilen İzzet Baysal heykelinin açılışı ise 11 Mayıs 2001 tarihinde gerçekleşmiştir. Böylece, yaşarken heykeli dikilen insanların ilklerinden olduğu gibi, bir ilde iki heykeli bulunan ilk hayırseverdir. Türkiye'de ve Dünya'da bir üniversite yaptırıp, hiçbir karşılık beklemeden devletine armağan eden ilk kişidir. Adını taşıyan Üniversitenin Kültür Merkezi'nin bir bölümü İzzet Baysal Müzesi olarak düzenlenmektedir.
Ayrıca Bolu Belediyesi tarafından Behiye Baysal Mahalli İdareler Meslek Lisesi, Behiye Baysal İlköğretim Okulu ve Canip Baysal Lisesi'nin bulunduğu mahalleye "İzzet Baysal Mahallesi" ismi verilmiştir.
1998 yılında bu okulların arsaları da annesi rahmetli Behiye Baysal'dan intikal etmiş, arsaları da bilabedel okullara devredilmiştir.
1932 yılında Gerede'nin imar durumu Sayın İzzet Baysal tarafından yapılmıştı. Gerede'nin yerleşim planına yaptığı katkılardan dolayı Gerede Belediye Encümeni 21.06.1995 tarih ve 3/18 sayılı karar ile AİBÜ Gedere Meslek Yüksek Okulu'nun bulunduğu mahalleye "İzzet Baysal Mahallesi" ismini vermiştir. Bolu Ticaret ve Sanayi Odası, Oda Meclisi 28.02.1996 tarih ve 2 sayılı kararla Oda Meclis Salonu'nda "İzzet Baysal Köşesi" düzenlenmesine karar vererek, Sayın Baysal'ın sanayi alanında, çalışma ve iş hayatındaki önderliklerini ve Bolu iline yaptırdığı eserleri ölümsüzleştirmişlerdir.
Bolu Belediyesi 1990 yılında 11 Mayıs'ı "İzzet Baysal Şükran Günü", Abant İzzet Baysal Üniversitesi ise 1995 yılından itibaren "İzzet Baysal Günleri" olarak ilan etmişlerdir.
Her sene 11 Mayıs'tan itibaren bir hafta süre ile kutlamalar yapılmaktadır ve bu kutlamalara başta Abant İzzet Baysal Üniversitesi olmak üzere Bolu'da bulunan tüm sağlık ve eğitim kurumları ile diğer kurum ve kuruluşlar, halkla bütünleşmiş olarak katılmaktadırlar.
İsmini taşıyan Üniversiteye anıt mezarının yapılmasına 11.11.1995 tarih ve 94/6273 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile onay verilmiştir.
Kendisine bunlardan hangisinin daha kıymetli olduğu sorulduğunda verdiği cevap çok anlamlıdır:
"Halkımızın ve gençlerimizin bakışlarında hissettiğim sevgi bunların hepsine bedeldir"
DİĞER VASIFLARI
Tasarrufa son derece önem verirdi. Hayatı boyunca israftan kaçmış ve tasarruf bilinci içinde yaşamıştır. O'nun tabağında yemek, bardağında su artırdığını göremezdiniz. Matbu evrakların arka yüzünü müsvedde olarak kullanmadan atmak, O'na göre israftır. O'na göre başarıya ulaşmanın yolu; azim, sabır, sebat, cesaret ve çalışmadır. Randevu yerine herkesten önce gelirdi. Her sabah gazetesini en ince teferruatına kadar okurdu. Ülke meseleleri ile yakından ilgilenirdi. Politikaya hiç karışmamıştır; fakat O'na göre ülkemiz için gerekenler yeterince yapılmamış ve de yapılmamaktadır,
Gençliğinde keman çalmış; yaşlılık günlerinde ise Büyükdere (Sarıyer)'deki evinin balkonuna oluşturduğu çamlı mekanda tambur öğrenmeye çalışmıştır.
Türk Sanat Müziği'ne meraklıydı ve büyük üstat Münir Nurettin Selçuk'un neredeyse tüm plak ve kasetlerini defalarca dinlemekten hoşlanırdı.
Polisiye ve macera romanlarını okumayı, tiyatroya gitmeyi severdi. İstanbul Sanat ve Kültür Festivali'nin kurucularındandır. Seyahati, bilhassa gemi ile seyahati daha çok severdi. Bahçesi ile bizzat meşgul olurdu. Bir ara kanarya, daha sonraları sun'i il-kahla orkide yetiştirmiştir.
Tevuzu sahibiydi; bu kadar büyük hayırları yapmış olmasına rağmen kimse O'nun bunlarla övündüğünü görmemiştir. Az konuşup, çok iş yapardı. Bilmediğini öğrenmek, O'nun en önemli vasfıydı.
Kafasına takılanı bilenine sormaktan çekinmezdi. Giyiminde titiz; yemesinde, içmesinde kanaatkar; gerek evinde gerek işinde tertipliydi.
O'na göre; para iyi bir dost, savaşılması gereken bir düşmandı. O nedenle O'nu yerinde ve zamanında kullanmasını bilmek gerekirdi; "İnsan paranın esiri olmamalıdır" derdi.
Dini inançları çok sağlamdı. Vakit namazlarını evinde veya işyerinde kaçırmamaya çalışırdı. Vaktinde kılamadıklarını evinde kaza ederdi. Hac farizasi için yerine vekil göndermişti. İnanç konusundaki düşüncesi; Allah ile kul arasına kimsenin giremeyeceği yönündedir.
Akıl ve mantık adamıydı ve her şeyden önce "İnsan" kişi idi. Herkese saygılı, her görüşe değer verirdi. Küçük-büyük, zengin-fakir, tanıdık-tanımadık, demez herkese gönüllerini alarak yaklaşmasını bilirdi. Acaba onu "hayırseverlikte" herkesten farklı yapan bu "İnsanlığı" değil midir?
HAYIRLARIN EFENDİSİ
Türkiye'nin iki metropolü arasında yeşilliklerle bezenmiş bir tabiat cenneti olarak duran Bolu'ya hangi yönden girerseniz girin, sizi üzerinde hep aynı ismin yazılı olduğu onlarca tabela karşılar...
Kimi sizi bir hastaneye götürür, kimi bir okula... Kimine saptığınızda bir huzurevi, kiminde de bir üniversite bulursunuz karşınızda... Bir şehre toplamı 100'ü geçen bunca okul, hastane, sağlık ocağı, huzurevi yaptıran ve bir de üniversite kuran insan, nasıl bir insan olabilir? Hayatı boyunca kazandığı trilyonlarını, hiçbir karşılık beklemeden bir kalemde halkının hizmetine sunabilme yüceliğini gösteren eşsiz insanı anlatacağız bu yazıda... İzzet Baysal'ı...
ooo
İkinci Abdülhamit döneminde Bolu, Kastamonu Mutasarrıflığı'na bağlı küçük bir sancaktır. Kastamonu maliye memurluğundan emekli arzuhalci Ahmet Canip Efendi ile Alpagut Köyü'nden Hafız Behiye Hanım, 1907 yılında Karaçayır Mahallesi'ndeki mütevazı evde dünyaya gelen dördüncü çocuklarına Mustafa İzzet adını koyarlar. İzzet ele avuca sığmaz haşarı bir çocuktur. Zaman zaman okula gidiyorum diye evden çıkar, gününü Büyüksu kenarlarında arkadaşlarına keman çalarak geçirir.
Çocukluğunda kemana gösterdiği geçici heves, hayatında sık sık görülecek olan özelliğine bir örnektir: Aklına koyduğunu muhakkak başarır, fakat başarıya ulaştıktan sonra bununla yetinmez, yenilerini arar... 1926 yılında İstanbul'da o zamanlar Sanayi-i Nefise Mektebi adını taşıyan şimdiki Mimar Sinan Üniversitesi'nin mimarlık bölümüne kaydolur. Bir yıl sonra babasını kaybeder. Taşradan şehre okumaya gelen İzzet için zor günler başlar. Okul zamanı yurt ücretini kantinde çalışarak çıkarır. Yaz aylarında Bolu'da sergicilik, yol çavuşluğu, şahnalık (yani köylüden mültezim adına aşar vergisi toplayan görevli) gibi işler yapar.
İzzet Baysal'ın hayatı boyunca şiar edindiği tutumluluğu, geçirdiği bu zor öğrenim hayatından mirastır.
İzzet Baysal, 1931 yılında mezun olarak Bolu'ya bir mimarlık diploması getiren ilk genç olur. Henüz Bolu'da mimarlığın ne olduğunu bilen kimse yoktur o yıllarda...
Hatta bir gün mahallesinden yaşlı bir kişi, İzzet'e "İstanbul'da okudun da ne oldun bakalım" diye sorar. İzzet, "Mimar oldum" deyince yaşlı adam bu işin nasıl bir iş olduğunu sorar, cevabı aldıktan sonra da kestirip atar: "Şuna doğrudan dülger oldum desene."
Mimar İzzet, memuriyet hayatına Bolu Bayındırlık Müdürlüğü'nde 25 lira aylıkla başlar. Ancak memurluğun tekdüzeliğinden memnun kalmaz. 1932 yılında Gerede'nin imar planı ihaleye çıkarılınca İstanbul'dan bir arkadaşının ismiyle ihaleyi kazanır. Memuriyet hayatı devam ederken eline geçen 5 bin 500 lira, onun ilk özel teşebbüs kazancı olacaktır...
İzzet Baysal, Bolu'dan sonra Ankara'da görev alır, daha sonra Eskişehir'e giderek Belediye Fen işleri şefi olur. Bu görevdeyken kendisine verilen takdirnamede şöyle yazmaktadır:
"Mimar İzzet Bey, şubedeki mesaisinin ciddiyeti ve mükemmeliyeti ve fenni sahada gösterdiği bilgi, intizam ve çalışkanlığı ile tanınmış ve kendisini takdir ettirmiş bir mimardır." İki yıl kaldığı Eskişehir'de Coğrafya öğretmeni Refika hanımla tanışır ve evlenir. Doğumda kaybettikleri ilk çocuğundan sonra dünyaya gelen Esin, genç çifti sevince boğar. Ankara'ya gelerek memuriyetten ayrılır ve serbest çalışmaya başlar. Ankara'da birkaç bina inşaatı üstlenir. Bolu Devlet Hastanesi, onun Bolu'daki ilk müteahhitlik işi olur. Ancak hemen sonra Almanya'daki Hitler harekatı üzerine 1939 yılında yedek subaylığa çağrılır ve bu görevini Afyon'da tamamlar. Askerlik araya girince Bolu Devlet Hastanesi inşaatının bitirilmesini ağabeyi Mehmet'e bırakır. 1942, aile için en acılı yıl olur. Çok sevdiği Refika hanım, üçüncü hamileliğinde bebeğiyle birlikte doğum masasında hayata gözlerini yumar. İzzet Baysal, 3.5 yaşındaki Esin'in bakımını üstlenen baldızı Nafize hanımla bir süre sonra evlenir. Nafize hanımla beraberlikleri 1986 yılında ölümüne kadar mutlu bir şekilde sürer.