Bolu Ajans Forumları

Tam Versiyon: Edirne Ilimizi Taniyalim
Şu anda tam olmayan bir versiyonun içeriğine bakıyorsunuz. Tam versiyon'a bakınız.
[Resim: edirne7vh.gif]

EDİRNE'NİN KISA TARİHÇESİ

Edirne şehri, Balkan Yarımadası'nın güneydoğu uzantısını teşkil eden Trakya kesiminde, Tunca ile Arda nehirlerinin Meriç' e ulaştığı yer yakınında, Tunca' nın Meriç' e kavuşmasından önce meydana gelen kavis içinde bulunmaktadır. Edirne'nin bulunduğu yerde, Trak kabilelerinin açık bir şehir veya pazar yeri kurduğu, sonradan buranın Makedonlar ve Romalılar tarafından genişletildiği düşünülmektedir. II. Yüzyılda Roma İmparatoru Hadrianus (117-138) tarafından yeniden kurulunca, onun adına izafeten şehre Hadrianopolis adı verilmiştir. İslâm kaynaklarında ise Hadrianopolis, "Edrenos" ve Edrenabolu" olarak kaydedilmiştir. I. Murat zamanında "Edrene" şekli benimsenmiş ve uzun süre bu tarzda anıldıktan sonra muhtemelen XVIII. Yüzyıldan itibaren "Edirne" olarak telaffuz edilmeye başlanmıştır.
Bizans döneminde Edirne zaman zaman Balkanlar' dan gelen kavimlerin tehdidine maruz kalmıştır. 586'da Avarlar tarafından kuşatılmıştır. 618'den sonra Bulgarlar, Edirne dahil olmak üzere, Trakya'nın bir bölümünü istilâ etmişlerdir. Takip eden yıllarda şehir, Bizanslılarla Bulgarlar arasında birkaç kez el değiştirmiştir. Edirne, Bizans-Peçenek savaşlarına da sahne olmuştur. 1018, 1049 ve 1078'de Peçenekler saldırılarda bulunmuştur. 1078'de şehir, Peçenekler' e yüklü altın , gümüş ve kıymetli hediyeler vermekle kurtulmuştur. Bundan sonra Edirne için en büyük tehlike Haçlı seferleri olmuştur. Bu seferler sırasında Edirne birçok yağma ve saldırılara uğrayıp tahrip edilmiştir. Bizans' daki iç mücadeleler ve Balkanlar' daki karışıklıklardan istifade etmek isteyen, Orhan Bey ve Süleyman Paşa Edirne ile yakından ilgilenmeye başlamışlardır. Özellikle I. Murat'ın tahta çıkmasıyla birlikte Rumeli'nin fethi yolundaki çalışmalara büyük önem ve hız verilmiştir. Evrenoz ve Hacı İlbeyi kumandasındaki Türk birlikleri Malkara, İpsala, Dedeağaç ve Dimetoka'yı fethetmişlerdir. Çorlu ve Keşan'ın da Evrenos Bey ve Hacı İlbeyi tarafından alınmasından sonra, Lala Şahin Paşa, Edirne'nin fethiyle görevlendirilmiştir. Sazlıdere' de Rum-Bulgar kuvvetleri, Osmanlı ordusu tarafından bozguna uğratılmıştır. Edirne'yi, Lala Şahin Paşa 1361 yılında teslim almıştır.
Edirne'nin fethi, Avrupa ve Türk tarihi için bir dönüm noktası teşkil etmiş ve Osmanlı Devleti'ne, İstanbul'a yapılacak bir hareket için büyük bir stratejik üstünlük sağlamıştır. Edirne, Türkler' in Rumeli fetihlerinde birinci derecede rol alarak merkezî bir hareket üssü haline gelmiştir. Türkler' in, Batı' ya yönelik bütün seferlerinde ordular burada konaklamıştır. Sultanlar, çoğu kez Otağ-ı Hümâyûn'u burda kurmuş, Vezirler' e hil'atler giydirmişlerdir. Fethedildiğinde bakımsız bir halde bulunan şehir, Türkler tarafından hazırlanan planlar çerçevesinde imar edilmiştir. Bu politika neticesinde Edirne, kısa zamanda büyük bir gelişme göstermiş, camiler, saraylar, hanlar, hamamlar, medreseler, konaklar, köprüler, yollar vs. eserlerle süslenmiş ve dünya tarihinde adları anılan meşhur şehirler arasında yer almıştır. II. Murad zamanında şehrin hızlı gelişmesi devam etmiştir. İmar yönünden ilerleyen Edirne ve çevresinin önemi artmıştır. Yeni binalar, köprüler, hanlar, hamamlar inşa edilmiştir.
II. Murad Segedin Barışı'ndan sonra, 1443'te Edirne'den Manisa'ya çekilerek tahtı oğlu Mehmet (Fatih)'e bırakmıştır. II. Mehmed, İstanbul'un alınmasıyla ilgili planlarını, İstanbul surlarını tahrip eden meşhur toplarının dökümünü ve diğer hazırlıklarını 1452-1453 kışında Edirne'de yapmıştır. İstanbul'un fethinden sonra Edirne'nin önemi uzun süre devam etmiştir.
XVI. yüzyılda Edirne hızlı bir gelişme kaydetmiş ve muhteşem abideler vücuda getirilmiştir. XVIII. yüzyılın ikinci yarısında şehir yeniden büyük önem kazanmıştır. Bunda Osmanlı padişahlarının burada oturmaları etkili olmuştur. Edirne adeta ikinci bir başkent olma özelliğine kavuşmuştur. I. Ahmed, II. Osman ve IV. Murad' ın av eğlenceleri düzenleyerek Edirne'de kalmaları da şehre duyulan ilgiyi arttırmıştır. IV. Mehmed ise, Edirne'yi ikinci bir devlet ve yönetim merkezi haline getirmiştir. Saray-ı Cedid (Yeni Saray ) ve bazı köşkler bu dönemde yapılmıştır. XVIII: yüzyılın sonlarına doğru başlayan Avusturya seferleri ve bunun sonucunda uğranılan bozgunlar, Edirne'yi olumsuz etkilemiştir. XVIII. yüzyıl Edirne'nin gerileme devridir. 1745 yılında meydana gelen büyük yangında 60 kadar mahalle harabeye dönmüş, 1751 depreminde de pek çok bina yıkılmıştır. Şehir bu olayların açtığı derin yarayı uzun süre kapatamamıştır. 1766-1768 seferlerinde Edirne yine hareket üssü olmuş, fakat savaşlar yenilgi ile sonuçlanmıştır.
Edirne, Türk hakimiyetine girdikten sonra, ilk defa 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı'nda, işgale uğramıştır. Bu savaş, Osmanlı Devleti'ni ve Edirne'yi çok sarsmıştır. Edirne'nin düşman birlikleri tarafından işgal edilmesi, yapılan katliam, zulüm ve savaşın yol açtığı diğer acılar Türkler' in şehir ve çevresinden göç etmesine neden olmuştur. İşgal sonucunda, meydana gelen göçlerden dolayı, Edirne'nin nüfusu 50 bin kadar azalarak 100 bin civarına düşmüştür.
Edirne, Doksanüç Harbi adıyla bilinen savaş sırasında, 20 Ocak 1978-13 Mart 1879 tarihleri arasında, Rus işgali altında kalarak ikinci büyük felâketini yaşamıştır. Öyle ki Ruslar ve diğer işgalciler tarafından şehrin bir çok semti baştan başa tahrip edilmiş, yapılan zulüm karşısında halkın bir kısmı evlerini terk etmek zorunda kalmış, işgal ve hastalıklardan dolayı on binlerce Türk helak olmuştur.
Edirne'yle çevresi, Doksanüç Harbi'nden sonra, otuz yılından fazla bir süreyi barış ve sükûn içinde geçirmiştir. Fakat I. Balkan Savaş' ında, işgale uğramış ve özellikle Bulgarlar' ın zulmünden dolayı büyük bir felâket yaşamıştır. Ekim 1912'den itibaren saldırıya geçen Balkan Devletlerinin kuvvetlerine karşı Şükrü Paşa insanüstü bir mücadele göstererek şehri savunmuştur. Altı aylık bir direnişten sonra açlık ve cephanesizlikten şehir teslim olmak mecburiyetinde kalmıştır. Edirne, II. Balkan Savaşı sırasında, 22 Temmuz 1913 tarihinde kurtarılmıştır. Osmanlı Devleti'nin, Balkan devletleri ile imzaladığı antlaşmalar ve bunların kendi arlarında yaptıkları Bükreş Antlaşması ile fiilî durum hukukî hâle getirilmiştir.
I. Dünya Savaşı'ndan sonra da Edirne ve Doğu Trakya üzerindeki Yunan emelleri devam etmiştir. Millî Mücadele yıllarında Edirne, İstanbul'a ulaşmak isteyen Yunanlılar' ın ilk hedefleri arasında yer almıştır. Ülkenin her yerinde olduğu gibi burada da işgal ve tehditlere karşı teşkilâtlanmalar başlamış ve buna bağlı olarak "Trakya Paşaeli Cemiyeti" kurulmuştur. Haziran 1920'de toplu olarak Trakya saldırılarına başlayan ve 15 Temmuz 1920'de Meriç üzerinden Edirne'ye yürüyen Yunan kuvvetlerine karşı Türkler, çetin bir mücadele vererek başarı sağlamışlardır. Fakat Çanakkale Boğazı'ndan geçerek Tekirdağ üzerinden Trakya'ya saldıran Yunan kuvvetleri durdurulamamıştır. 15 Temmuz 1920'de başlayan mücadele 25 temmuz 1920'ye kadar devam etmiştir. Yunan kuvvetleri 25 Temmuz 1920'de Edirne'ye girmiştir. Ancak Yunanistan, Anadolu'da uğradığı büyük yenilgiler, özellikle Büyük Taarruz sonucunda, 11 Ekim 1922 tarihinde Mudanya Mütarekesi' ni imzalamıştır. Buna bağlı olarak Yunanlılar, Karaağaç da dahil Meriç' in batısına kadar bütün Doğu Trakya'dan çekilmek mecburiyetinde kalmışlardır. 14 Ekim 1922 tarihinden itibaren uygulamaya başlanan mütareke hükümlerine göre, Yunan kuvvetleri tarafından boşaltılan Edirne'ye 25 Temmuz 1922'de Türk ordusu girmiştir. 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Antlaşması gereğince, Yunanistan'dan savaş tazminatı olarak alınan Karaağaç' tan da 15 Eylül 1923'te Yunan kuvvetleri çekilmişlerdir. Böylece Trakya'daki bugünkü sınırlarımıza ulaşılmış ve Edirne Türkiye Cumhuriyeti'nin Batıya açılan kapısı hâline gelmiştir.


Yüzölçümü : 6.276 km²

Nüfus : 40.599 (1990)

Il Trafik No : 22

Türkiye ile Yunanistan arasindaki Tekirdag'in kuzeyinde yer alan Edirne yillar boyu Osmanli baskenti, 18 inci yüzyilda ise Avrupa'nin en büyük yedi sehrinden biri olmustur.100 yil kadar bir süre Osmanli Imparatorlugunun baskenti olmasi buradaki tarihi ve mimari açidan önemli yapilarin sebebidir. Edirne, camileri, dini kompleksleri, köprüleri, eski pazar yerleri, kervansaraylari ve saraylariyla yasayan bir müzedir.

ILÇELER

Edirne ilinin ilçeleri; Enez, Havsa, Ipsala, Kesan, Lalapasa, Meriç, Süloglu ve Uzunköprü'dür.

Havsa : Havsa, Edirne'nin kuzey yarisinda ve Lalapasa yaylasi üzerindedir. Havsa'ya Hafsa Hatun bir han, Sadrazam Sokollu Mehmet Pasa bir külliye ve zamanin defterdari (Maliye Bakani) bir cami yaptirmistir. Çok islevli yapi toplulugu olan külliye, Mimar Sinan'in eseridir.

Ipsala : Ipsala, Edirne'nin güney yarisinda yer alir. Ayakta kalmis olan Osmanli yapisi, Alaca Mustafa Pasa Camii'dir. Tek kubbeli ve tek minarelidir. Tahta isçiligi bakimindan sanat degeri tasir.

Kesan : Ilçe, Edirne'nin güney yarisindadir. Tarihsel deger tasiyan yapilari, Hersekzade Ahmet Pasa Cami ile Ibrice-Kesan kervan yolu üstündeki üç tas köprüdür. Uzunkum adli alçak kiyi, deniz turizmi bakimindan elverislidir. Düzgün yollari ve turistik isletme belgeli konaklama yerleri bulunan ilçe, Edirne'nin turistik yerlerindendir. Ilçenin iç turizm bakimindan önemli olayi, panayiri ile Hidirellez'de yapilan dallik adli bahar senligidir.

Lalapasa : Ilçe Edirne'nin kuzey yarisindadir. Ilçedeki en önemli tarihsel eserler, tas devrinden kalma türbe ve tapinaklardir. Bu türbelere, Tablatas, Kapaklikaya, Perikizi Evi (dolmen) denir. Tapinma yerleri ise Ulutas (menhir) adini tasir. Bunlar, dünyada benzeri az bulunan eserlerdir. Sinanköy'deki kale ören durumundadir.

Meriç : Ilçe, Edirne'nin orta kisminda ve Lalapasa Yaylasinin güney bati kösesindedir. Iç turizm bakimindan önemli olaylari, Beyköy dalligi ve Mayalar adiyla anilan ilkbahar senlikleridir.

Süloglu : Edirne'nin kuzey yarisinda ve Lalapasa Yaylasi üstündedir. Baraj gölü çevresi bir piknik yeri olarak ilgi çeker.

Uzunköprü : Ilçe Edirne' nin orta kisminda ve Trakya Yontukdüzü üstündedir. En ünlü tarihi yapisi, Mimar Muslihiddin'in eseri olan Ergene Köprüsüdür. Uzunlugu 1200 metreyi, kemer sayisi 170'i geçer. Diger önemli yapilar, II. Murat Külliyesi'nin tek minareli ve çatili Muradiye Camii, II. Bayezit zamaninda Mimar Hayreddin'in yaptigi Halise Hatun Camii, külliyenin bir vakfi olan Çifte Hamam, köprüye eklenmis çesmelerdir. Köprünün kentten yana ucuna, Ikinci Mesrutiyet döneminde eklenen, Hürriyet Çesmesi adiyla anilir. Daha eski öteki tarihi çesmeler Gazi Mahmut (Belediye parki), Halise Hatun (Haci Ibrahim Aga ya da Tosbagaci) çesmeleriyle Telli Çesme'dir. Önemli iç turizm olaylari, Bülbül Deresi'nde yapilan Dallik adli bahar senligi, av partileri ve panayirdir.

NASIL GIDILIR

Karayolu : Edirne gerek D-100 devlet yolu, gerekse TEM otoyolu üzerinden Istanbul'a dolayisiyla Anadolu'ya ve D-100 devlet yolu üzerinden de Çanakkale üzerinden Ege'ye baglanan karayollarinin üzerindedir. Ayrica Kapikule Sinir Kapisi'ndan Bulgaristan ve Avrupa'ya sadece kara yolundan degil demiryolu ile de baglanmaktadir. Pazarkule ve Ipsala Sinir Kapisiyla kara yolundan, Uzunköprü demiryolu ile de Yunanistan'a ulasim saglanmaktadir. Edirne Istanbul ve Çanakkale üzerinden Anadolu ile düzenli bir ulasima sahiptir.



Edirne Evleri

Tas duvar ve sivayla örülmüs ahsap iskelet sistemleri ile yapilirdi. Bu evler genellikle yanindaki daha yüksek saçaklara çift egri öge ile baglanan bir çatiyla örtülü, az derinde kalan locanin içine yerlestirilmis merkezi girisi ile kusursuz bir simetriye sahipti.

Balkan Yarimadasi'nin hemen her tarafinda en küçügünden en gösterislisine kadar bütün evlerde "hayat" denilen bölümler vardir. Oda kapilarinin açildigi yer olan bu bölüm, dogrudan evin bahçesine bakan yönde 1,5-2 metrelik direkler üzerine dayandirilmistir. Hayatlarin sonunda bir basamak yükseklikte dört köse bir kisim ayrilarak, tahta sedirlerle çevrilirdi.

Evin harem ve selamliklarinda büyük kapilarin açildigi bahçe kisimlari olan avlularin uygun bir yerinde mermer bir çesme bulunurdu. Bazi evlerde avlularin ortasinda küçük havuzlar, üzerine asma sardirilmis çardaklar vardi. Harem ve selamlik avlularindan birbirine geçilecek küçük kapi bulunurdu.

Müzeler

Edirne Müzesi

Adres: Selimiye Camii Yani - Edirne

Tel: (284) 225 11 20

Edirne Arkeoloji ve Etnografya Müzesi

Edirne Türk Islam Eserleri Müzesi

Örenyerleri

Enez Antik Kenti: Enez ( Ainos ) tarihi dönemlerde çok önemli bir liman iken bugün kiyidan 3.5 km içeridedir. Tarih boyunca birçok kereler restore edilmis olan Enez Kalesi görülmeye deger. Ayni zamanda M.Ö. 6 inci yüzyila dayanan bir kilise, bazi oyma mezarlar ve sulari berrak bir de plaji bulunmaktadir.

Dolmenler (Menhir, Tas Mezarlar): Lalapasa ilçesinde I.Ö.2000 sonlari ile I.Ö. 1000 baslarindan kalma 'Dolmenler' (menhir, tas mezarlar) bulunmaktadir. Yapilan kazilarda mezar içlerinde bazi araçlar (Göz yasi sisesi, madeni takilar) bulunmus ve bunlar Edirne Arkeoloji ve Etnografya Müzesi'nde sergilenmektedir.

Saraylar

Edirne Sarayi: Sultan I. Murad tarafindan yaptirilan ilk saraydan sonra, Sultan II. Murad döneminde Tunca'nin batisinda, çok büyük bir alan üzerine 1450'de Edirne Sarayi'nin insaatina baslandi. Sultan'in 1451'de ölümünden sonra oglu Fatih Sultan Mehmed tarafindan yapi tamamlatildi. Kalintilar arasinda, Cihannüma Kasri, Kum Kasri Hamami, Babusseade, Matbahi Amire ve Adalet Kasri'dir.

Camiler ve Kiliseler

Selimiye Camii: Edirnen'nin en önemli eseri olan Mimar Sinan'in ustalik dönemi eseri Selimiye Cami Osmanli mimarisinin en güzel örneklerinden biridir.

1569 - 1575 yillari arasinda II. Selim tarafindan yaptirilmistir. Tas isçiligi, çinileri ve kalem isleri bakimindan essiz bir eserdir.

Kentin diger önemli cami ve kiliseleri Üç Serefeli Cami, Muradiye Cami, II. Bayezid Cami Ve Külliyesi, Eski Cami , Yildirim Camii, Fatih Cami (Enez Ayasofyasi), Sokullu Külliyesi (Kasim Pasa Külliyesi), Sweti George Kilisesi, Yahudi Havrasidir.

Selimiye Cami (Merkez): Mimar Sinan'in 80 yasinda yarattigi ve "Ustalik eserim" dedigi anitsal yapi Osmanli Türk sanatinin ve Dünya Mimarlik Tarihinin bas eserlerindendir.

Edirne'nin ve Osmanli Imparatorlugunun simgesi olan cami, kentin merkezinde yer almaktadir. Çok uzaklardan dört minaresi ile göze çarpan yapi, kuruldugu yerin seçimiyle, Mimar Sinan'in ayni zamanda usta bir sehircilik uzmani oldugunu da göstermektedir.

Kesme tastan yapilan cami, 2475 m2'lik bir alani kaplar. Mimarlik tarihinde en genis mekana kurulmus yapi olarak nitelenen Selimiye Camisi, yerden yüksekligi 43,28 m olan, 31,30 m çapindaki kubbesiyle ilgi çeker. Ayasofya'nin kubbesinden daha büyük olan kubbe 6 m genisligindeki kemerlerle birbirine baglanan sekiz büyük payeye oturur.

Cami, mimari özelliklerinin erisilmezligi yaninda tas, mermer, çini, ahsap, sedef gibi süsleme özellikleriyle de son derece önemlidir. Mihrap ve minberi mermer isçiliginin bas yapitlarindandir. Yapinin çini süslemelerinin, Osmanli ve Dünya sanatinda ayri bir yeri vardir. XVI. yy. çiniciliginin en güzel örnekleri olan bu çiniler, 'siralti' tekniginde olup, Iznik'te yapilmistir.

Selimiye camisinin 3,80 m çapinda 70,89 m yüksekliginde, üçer serefeli dört zarif minaresi vardir. Cümle kapisinin iki yanindakiler üçer yollu olup, her serefeye ayri merdivenlerden çikilir. Diger iki minare ise birer yolludur.

Bir külliye olarak insa edilen yapinin, genis dis avlusunda Darüssibyan, Darülkur'a ve Darülhadis yapilari bulunmaktadir.

Üç Serefeli Cami (Merkez): 1443-1447 yillari arasinda, II. Murat tarafindan yaptirilmistir. Cami Osmanli sanatinda, erken ve klasik dönemler üslubu arasinda yer alir. Burada ilk kez uygulanan bir planla karsilasilmaktadir. 24 m çapindaki büyük merkezi kubbe, ikisi paye, dördü duvar payesi olmak üzere alti dayanaga oturur. Yanlarda daha küçük ikiser kubbe ile örtülü kare bölümler vardir. Yapi, bir yenilik olarak enine dikdörtgen planlidir. Bu plani Mimar Sinan, Istanbul camilerinde daha gelismis biçimi ile uygulamistir. Ayrica Osmanli mimarisinde revakli avlu ilk kez bu camide kullanilmistir. Avlunun dört kösesine minareler yerlestirilmistir. Üç serefeli cami, bu özellikleriyle sonraki camilere öncü olan anitsal bir yapidir.

Camiye adini veren üç serefeli abidevi minare, 67,62 m yüksekligindedir. Her serefeye ayri yollardan çikilmaktadir. Caminin süslemeleri de ilginçtir. Revak kubbelerindeki özgün kalem isleri, Osmanli camilerindeki en eski örneklerdendir.

Muradiye Cami (Merkez): Muradiye mahallesinde, Sarayiçi'ne egemen bir tepeye II. Murat tarafindan yaptirilmistir. Yazitinda tarih yoktur. Yan mekanli (zaviyeli) camilerin en güzel örnegidir.

Cami, dis görünüsünün yalinligina karsin,iç süslemesi yönünden XV. yüzyil Osmanli sanatinin dikkat çeken yapitlarindandir. Mihrap ve duvarlari kaplayan çiniler, Türk çini sanatinin en güzel örneklerindendir.

II. Bayezit Cami ve Külliyesi (Merkez): Tunca Nehri kiyisinda, sehir merkezine 2 km uzaklikta bulunan külliye, Edirne'nin en önemli yapitlarindandir. Cami, tip medresesi, imaret, darüssifa, hamam, mutfak, erzak depolari ve diger bölümleriyle genis bir alana yayilmistir. II. Bayezit'in 1484-1488'de yaptirdigi külliyenin mimari Hayreddin'dir. Çok etkileyici bir görünümü olan külliye, küçüklü büyüklü yüze yakin kubbeyle örtülüdür.

Yapilarin en ilginci 20,55 m çapli, tek kubbeli, iki minareli anitsal camidir. Ana kubbeli mekanin yanlarinda dokuzar kubbeli Tabhane (kitap basim yeri) bölümleri vardir. Bu bölümler dogrudan disari açilmaktadir. Mermer mihrap ve minber yalin görünüslüdür. Somaki mermerden, son derece zarif hünkar mahfili, Edirne'deki ilk örnektir.

Eski Cami (Merkez): Edirne'de Osmanlilardan günümüze ulasmis en eski anitsal yapidir. 1403de Emir Süleyman tarafindan yapimina baslanmis, Çelebi Sultan Mehmet zamaninda 1414'te bitirilmistir. Mimari, Konyali Haci Alaaddin, kalfasi Ömer ibn Ibrahim'dir.

Yildirim Camii (Merkez): Edirne'nin XIV. yüzyildan kalma en eski camisi olup, sehir merkezine 3 km uzakliktadir. Gerek plani, gerekse sütun basliklari, yapinin haç planli bir Bizans kilisesi oldugunu göstermektedir. Yildirim Bayezit adina camiye dönüstürülürken (1400) temel disinda yeniden yapilmistir. Ancak kible yapinin eksenine uymadigindan, mihrap, haç kollarindan birinin kösesine konmus, egimli bir görünüs almistir. Günümüzdeki görünümüyle dört kemerli, kubbeli ve tek minareli camidir.

Fatih Cami (Enez Ayasofyasi-Enez): Bizans döneminden kalan yapi, oldukça büyüktür. Köse duvarli, haç planli kiliseler grubundandir.

Yapi, Osmanli döneminde güneydeki kola mihrap ve minber yerlestirilerek camiye dönüstürülmüstür. Uzunlamasina gelismis haç plani ile Orta Bizans, dis yüzdeki tugla süslemeleriyle de geç Bizans dönemi özellikleri göstermesi bakimindan ilginçtir. Cami günümüzde yikik durumdadir.

Sokullu Külliyesi (Kasim Pasa Külliyesi-Havsa): Havsa ilçesinde, Edirne yolundadir. 1576-1577'de Sokullu Mehmet Pasanin oglu Kasim Pasa adina Mimar Sinan'a yaptirilmistir. Külliye; iki kervansaray, cami, medrese, imaret, çifte hamam, tekke, köprü ve arastadan olusuyordu. Günümüzde yalnizca cami, hamam, cami avlusuna dayali ve ne oldugu anlasilamayan ocakli-nisli bir duvar, arastanin ortasinda cami ile kervansarayi baglayan dua kubbesi ve külliyeye daha sonra eklenmis çesme görülmektedir.

Sweti George Kilisesi (Merkez): Edirne'nin Kiyik semtinde 1880 yilinda insa edilmistir. 1889'da dekore edilen kilisedeki yazilar Slav Bulgarcasi ile yazilmistir. Daha önce ayni yerde bulunan kiliseden kalma bazi tablolar vardir. Yapi bakimli durumdadir.

Yahudi Havrasi (Merkez): Edirne'nin Kaleiçi mevkiinde olup, 1902-1903 yillarinda insa edilmistir. Bugün yikik durumdadir.


Edirne halkı birbirine çok sıkı bağlarla bağlıdır. Çoğu birbiri ile akraba olup, bu birlik ve yakınlık evlenmelerle daha da perçinlenmiştir. Halkın göze çarpacak pek bariz örf ve adetleri yoktur. Dikkate değer adetlerini düğünlerle görebiliriz.

DÜĞÜNLER

Önceleri düğünler ya Perşembe ya da Pazar günü yapılırdı. Düğünler iki gün öncesinden kına geceleri ile başlar. Düğünler ya davul-zurna ya da halkın ince çalgı dediği (keman, cümbüş, klarnet ve darbukadan) oluşurdu. Düğünün ilk çeyizaltı günüdür. O gün güvey (damat) arkadaşları arasında traş edilir. Bu işler yapılırken çalgılar çalar, içkiler içilir, oyunlar oynanır. Gecede kına eğlenceleri yapılır. Pazar günü akşamüzeri gelin alayı güveyin evine gelir. Bu sırada güvey odasından çıkar, şeker serperek evin kapısına doğru ilerler ve oraya kadar gelini koluna alır ve halkın alkışları arasında odasına götürür. Odada gelin ve güveye şerbet ikram edilir. Gelin odaya güveyden önce girer ve kapı arkasında güveyi bekler. Güvey içeri girerken gelin onun ayağına basar. Adetlere göre bunun manası gelin kocasına hakim olması içindir. Biraz sonra güvey odasından çıkarak av tüfeği ile havaya bir-iki el ateş eder. Arkadaşları tarafından tebrik edilir ve gezdirilir. Şimdi ise halkın tercih ettiği düğün şenlikleri org eşliğinde yazlık ve kışlık düğün salonlarında yapılmaktadır.


Kırkpınar Yağlı Güreşleri


Anadolu 'da bulunan Osmanlılar, Edirne'nin fethinden önce (1361), Orhan Gazi devrinde, onun oğlu Süleyman Paşa komutasında Rumeli'ye geçerler (1356-1357).

Osmanlı Akıncıları, burada yaptıkları akınlar sırasında, savaşmadıkları ve mola verdikleri günlerde, zamanlarını, aralarında çeşitli sporlar yaparak değerlendirirlerdi.

Bir keresinde güreşe tutuşan 40 yiğit içinden ikisi, tutuştukları güreşi gece yarısına dek sürdürdükleri halde sonuçlandıramazlar ve ikisi de güreştikleri yerde can verir...

Arkadaşları bu iki yiğidi güreş yaptıkları yerde bulunan bir incir ağacının altına gömdükten sonra Edirne 'ye doğru akınlarına devam ederler.

Edirne'nin fethinden sonra Ahırköy çayırlığına geldiklerinde, o incir ağacının civarında billur kaynaklı bir suyun, Kırkpınar çayırlığına doğru aktığını görürler ve bu nedenle de "Kırktı bunlar. Bu yakaya ilk ayak basanlardır bunlar" diyerek o yere Kırkpınar adını verirler.


Günümüzde yapılan Kırkpınar Yağlı Güreşleri ve Eğlenceleri Haziran ayının ikinci haftası ile temmuz ayının birinci yarısındaki uygun bir haftaya programlanmaktadır. Haftanın ilk 4 günü açılış töreni, yerli yabancı halk oyunu gösterileri, karagöz gösterisi, çeşitli sergiler, sünnet törenleri, güzellik-yemek-okçuluk skeet yarışmalarıgibi sosyo kültürel etkinliklerle son 3 günü ise yağlı güreş yarışmaları ve gösterileriyle çok renkli ve eğlenceli olarak kutlanmaktadır

Günümüzde yapılan Kırkpınar Yağlı Güreşleri ve Eğlenceleri Haziran ayının ikinci haftası ile temmuz ayının birinci yarısındaki uygun bir haftaya programlanmaktadır. Haftanın ilk 4 günü açılış töreni, yerli yabancı halk oyunu gösterileri, karagöz gösterisi, çeşitli sergiler, sünnet törenleri, güzellik-yemek-okçuluk skeet yarışmalarıgibi sosyo kültürel etkinliklerle son 3 günü ise yağlı güreş yarışmaları ve gösterileriyle çok renkli ve eğlenceli olarak kutlanmaktadır


HIDRELLEZ


Her yıl 5 ve 6 Mayıs tarihlerinde yapılır. Yöre insanının inanışlarına göre aşağıdaki şenlikler ve törenler düzenlenerek baharın gelişi kutlanır. Olağan üstü güçlerden yardım sağlama inancı ile;
1. Atbaba;
Yörede bulunan atbaba isimli bir derviş'in mezarı ziyaret edilerek, bereket, sağlık, kısmet, zenginlik ve hastalıklardan kurtulmak amacı ile insanlarımız giyeceklerinden söktükleri parçaları atbaba'nın mezarına bırakırlar ve dileklerini dilerler.

2. Hıdrellez'den bir gün evvel insanlarımız bir çömleğin içine su doldurarak çeşitli madeni eşyalarını bu su dolu çömleğe atarak ağzını kapatırlar. İnanışa göre Hıdır baba o gece çömleğin başına gelir ve herkesin kısmetini belirler. Sabah çömlek açılır ve kısmetler çekilerek maniler okunarak yorumlar yapılır.

3. Bahçelerde ağaç ve gül dallarının altına zengin olmak amacı ile sarılarak gömülen paralar ve çöplerden yapılan evler, ev sahibi olmak amacı ile kurulur ve dilekler dilenir.

4. Kuru soğan yaprakları ile kaynatılarak boyanan ve rafadan hale getirilen yumurtalar tokuşturularak kırılır ve yumurtası kırılmayanın önümüzdeki yıllarda şansının açık ve kısmetli olacağına inanılır.

5. Ateşler yakılır ve üzerinden atlanarak dilekler dilenir.
Referans URL